بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً ٦٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَلَمْ |
|
|
| 2 | تَرَ | görmedin mi |
|
| 3 | إِلَى |
|
|
| 4 | الَّذِينَ | kimseleri |
|
| 5 | يَزْعُمُونَ | zanneden(leri) |
|
| 6 | أَنَّهُمْ | sadece kendilerinin |
|
| 7 | امَنُوا | inandıklarını |
|
| 8 | بِمَا | şeylere |
|
| 9 | أُنْزِلَ | indirilene |
|
| 10 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 11 | وَمَا | ve şeylere |
|
| 12 | أُنْزِلَ | indirilene |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | قَبْلِكَ | ve senden önce |
|
| 15 | يُرِيدُونَ | istiyorlar |
|
| 16 | أَنْ |
|
|
| 17 | يَتَحَاكَمُوا | hakem olarak başvurmak |
|
| 18 | إِلَى |
|
|
| 19 | الطَّاغُوتِ | tağuta |
|
| 20 | وَقَدْ | oysa |
|
| 21 | أُمِرُوا | emredilmişti |
|
| 22 | أَنْ |
|
|
| 23 | يَكْفُرُوا | inkar etmeleri |
|
| 24 | بِهِ | onu |
|
| 25 | وَيُرِيدُ | ve istiyor |
|
| 26 | الشَّيْطَانُ | Şeytan da |
|
| 27 | أَنْ |
|
|
| 28 | يُضِلَّهُمْ | onları saptırmak |
|
| 29 | ضَلَالًا | sapkınlıkla |
|
| 30 | بَعِيدًا | iyice |
|
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında 5-6 olay nakledilir. Önemli olan; bir anlaşmazlık durumunda nereye baş vurulacağı ve kimden hüküm isteneceğidir. Burada bir kınama söz konusudur. Münafıklardan bahsedilmektedir. Bir münafıkla bir müslüman arasında bir anlaşmazlık söz konusu olunca münafıkların reisine gidip kendileri hakkında bir hüküm vermesini istemişlerdir. Halbuki bir inkarcının onlar hakkında, onlar arasında hüküm vermesi caiz değildir.
Bizim hakkımızda hüküm verecek olan merciyi iyi seçmemiz gerekir.
Dalalet fiili, mefulü mutlak ile birlikte gelmiş, üstelik bir de sıfatı var: baîd. Dalalet (sapkınlık) için neden “uzak” anlamında bir sıfat kullanılmış? Dalalet doğru yoldan çıkmak demek.
Hidayet doğru yolu bulmak, çölde yolunu bulmak demektir. Çölde hiç bir işaret yoktur. Yol bulmak çok zordur. Çölde yolunu bulduğun zaman hayatını kurtarmışsın demektir, yolunu kaybettiğin zaman da öldün demektir. Bu lugat manası.
Daha sonra hidayet kelimesi İslam’a girenler için kullanılmaya başlanmış. Buna da terim manası diyoruz. Böyle kelimeler önceki lugat manasını taşımakla birlikte yeni bir mana kazanıyorlar. Dalalette yolunu kaybetme manası dururken, bunun yanında İslam’a girmemiş, ahiretini kaybetmiş manası da ilave olunmuştur. Yoldan çıkmak ne kadar uzak olursa, yani doğru yoldan ne kadar uzaklaşılırsa, sapkınlık o kadar büyük olur demektir. Yol kavramı için uzak ve yakın sıfatları kullanıldığı için bu kelimeyle bu sıfatlar kullanılır.
زعم : Yalan ihtimali bulunan sözün naklidir. Bunun için bu kelimenin geçtiği her yerde onu iddia edenler bundan dolayı yerilmişlerdir. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de 17 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kur’ân-ı Kerim'de 10dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَرَ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Fail müstetir olup takdiri أنت ‘dir. تَرَ bilmek anlamında kalp fiilidir. ٱلَّذِینَ cemi müzekker has ism-i mevsûl إِلَى harf-i ceriyle تَرَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يَزْعُمُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَزْعُمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel يَزْعُمُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اٰمَنُوا cümlesi اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl ب harfi ceriyle اٰمَنُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اُنْزِلَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اِلَيْكَ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. وَمَٓا اُنْزِلَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la öncesine atfedilmiştir. مِنْ قَبْلِكَ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يُر۪يدُونَ cümlesi, يَزْعُمُونَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
يُر۪يدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, amili يُر۪يدُونَ ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَتَحَاكَمُٓوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى الطَّاغُوتِ car mecruru يَتَحَاكَمُٓوا fiiline mütealliktir.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُنْزِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
يُر۪يدُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ‘dir.
İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَتَحَاكَمُٓوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi حكم ‘dir.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile mef’ûl arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. اُمِرُٓوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel amili اُمِرُٓوا ‘nun mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَكْفُرُوا fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru يَكْفُرُوا fiiline mütealliktir.
وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel amili يُر۪يدُ ‘nün mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُضِلَّ fetha ile mansub muzâri fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ضَلَالًا masdardan naib mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. بَع۪يدًا kelimesi ضَلَالًا ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُضِلَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir.
يُر۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
بَع۪يدًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Hemze takriri manada istifham harfi, لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. Takrir, mütekellimin, muhatabın ikrarını sağlamak için kullandığı bir üsluptur.
Takrir (itirafa zorlama): Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
Menfî muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak mana itibariyle takrir ve tevbih kastı taşıdığından terkip, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Ayrıca ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle bu istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Allah Teâlâ’nın ‘’görmedin mi?’’ uyarısıyla asıl amaç emir ve yasaklarını hatırlatmak ve yüce kudretini muhataba göstermektir.
تَرَ fiili aklî (manevi) bir durumla ilgili olup basiretle (hissî) ilgili değildir. İlim manasında rü’yet kelimesinin kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i, Meryem 77. Ayetten Uyarlama, s. 307)
Kur’an'da geçen أولم تر ile ألم تر arasındaki fark için, و harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir.
أولم تر tabirinin, hayatta misali çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.
ألم تر tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329)
اَلَمْ تَرَ ifadesi zahiren istifhâm ise de muhatabı taaccübe sevk eden bir ifadedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ifade Kur’ânın en azim cümlelerinden biridir. Pek çok kez tekrarlanmıştır. Bundan sonra da acayip, garip, akla-mantığa aykırı şeyler zikredilmiştir. (Muhammed Ebû Mûsâ, Ğâfir Sûresi Belâği Tefsîri, S. 343)
اَلَمْ تَر ifadesi pek çok yerde geçmiş, çoğunun da arkasından şart cümlesi gelmiş ve bu şartın cevabı zikredilmemiştir. Böylece okuyucunun uyanıklığı ölçülür.
Soru şaşmak manasındadır.
Görmek manasında üç fiil vardır: راي , نظر , بصر . Bunların üçü de Kur’an’da geçer. Üçü de gözle görmek ve düşünüp anlamak manasındadır. راي fiili اِلَى ile kullanılırsa, gözle görmek manası vurgulanır. Bu; o kimseleri gözünle görmüş gibi biliyorsun demektir.
Mecrur mahaldeki ألذ۪ينَ has ism-i mevsûlü, başındaki الي harf-i ceriyle birlikte تَرَ fiiline mütealliktir. Sılası olan يَزْعُمُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الَّذ۪ينَ ’den murad; tanınmış bir millettir. Onlar, Müslüman olduğunu söyleyen Yahudilerden bir grup münafıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetteki يَزْعُمُونَ kelimesi ile yalan söz manası murad edilmiştir. Çünkü münafıklar hakkında nazil olmuştur. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Masdar ve tekid harfi أَنَّ ve akabindeki اَنَّهُمْ اٰمَنُوا cümlesi masdar teviliyle يَزْعُمُونَ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ‘ nin haberi olan اٰمَنُوا ‘ nin mazi fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ' nın sılası olan اُنْزِلَ اِلَيْكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اُنْزِلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ cümlesi, اُنْزِلَ اِلَيْكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayetteki soru, hayret ve kınama içindir. Ayet mantık yollu kelamdır.
بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ [Sana indirilen] ibaresinde kinaye vardır.
Ayette hitabın üslubu değişmiştir ve hitap, kesin emre muhalefetle Allah’a ve Resulüne itaat etmeyenlerin hallerini taaccüb ettirmek için Resulullah’a (s.a.v) tevcih edilmiştir. Onların, Kur’an'a ve ondan önce indirilmiş olan Tevrat’a iman etmek iddiasıyla vasıflandırılmaları, taaccübü tekid etmek ve kınama ile takbihi ağırlaştırmak içindir. Çünkü onların iddiası ile kendilerinden sadır olan fiiller arasında tam bir çelişki vardır. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً
يَزْعُمُونَ ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ cümlesi, masdar teviliyle يُر۪يدُونَ fiilinin mef’ûlü konumundadır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
وَقَدْ اُمِرُٓوا cümlesi يُر۪يدُونَ ‘deki failin halidir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
اُمِرُٓوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَكْفُرُوا بِه۪ cümlesi, masdar teviliyle اُمِرُٓوا fiilinin mef’ûlü konumundadır.
وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا cümlesi atıf harfi و ’la يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا cümlesi, masdar teviliyle يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
ضَلَالًا ‘ in sıfatı olan بَع۪يدًا , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
يُر۪يدُ - يُر۪يدُونَ ve يُضِلَّهُمْ - ضَلَالًا kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَكْفُرُوا - اٰمَنُوا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الطَّاغُوتِ - الشَّيْطَانُ - ضَلَالًا - يَكْفُرُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada geçen, الطَّاغُوتِ kelimesinden kasıt, azılı islam düşmanı olan Ka’b bin Eşref’tir. Aşırılık ve sapıklıkta oldukça şiddetli olduğundan, İslam’a ve Resulullah’a karşı olan düşmanlığında çok ileri gittiğinden dolayı veya kötülükte şeytana olan benzerliği sebebiyle ona, “tağut” ismi verilmiştir. Ya da Resulullah’tan (s.a.v) başkası önünde yargılanma ve meselelerinin çözümünü istemeleri, şeytanın önünde muhakeme olunmak olarak kabul edilmiştir. Çünkü ayetin ileriki kısmı bu gerçeğe işaret etmektedir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
ضَلَالًا [Sapıklık] kelimesi, manayı tekid için nasb edilmiştir. İyiden iyiye, alabildiğine büyük bir sapıklıkla saptırmak... demektir.(Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
ضَلَالًا بَع۪يدًا Küfürdür. Dalaletin baid ile vasıflanması, dalaletin şiddetini, onu mesafe sahibi cinsinden bir menzile koymak suretiyle mecazdır. Bu şahıs,böylelikle dalalette ulaşabileceği son mertebeye ulaşmıştır.(Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُوداًۚ ٦١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve zaman |
|
| 2 | قِيلَ | dendiği |
|
| 3 | لَهُمْ | kendilerine |
|
| 4 | تَعَالَوْا | gelin |
|
| 5 | إِلَىٰ |
|
|
| 6 | مَا | şeye |
|
| 7 | أَنْزَلَ | indirdiği(ne) |
|
| 8 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 9 | وَإِلَى | ve |
|
| 10 | الرَّسُولِ | Elçiye |
|
| 11 | رَأَيْتَ | görürsün |
|
| 12 | الْمُنَافِقِينَ | o ikiyüzlülerin |
|
| 13 | يَصُدُّونَ | uzaklaştıklarını |
|
| 14 | عَنْكَ | senden |
|
| 15 | صُدُودًا | büsbütün uzaklaşmakla |
|
Münafıklar iki tarafı idare etmeye çalışırken çoğu defa açık verirler, sahtekârlıkları ortaya çıkar, bu defa cezadan ve tecrit edilmekten kurtulmak üzere te’villere kalkışır, yaranmak istedikleri tarafı iyi niyet ve samimiyetlerine ikna etmeye çalışırlar. Bütün bunlara rağmen zâhirde inanır görünmeleri, açıkça inkâra sapmamış olmaları sebebiyle onlara karşı müslüman imişler gibi davranılması, gerçek imana kavuşmaları için kendilerine öğüt verilmesi; ârıza kalplerinde, içlerinde olduğu için oraya nüfuz edecek, orayı etkileyecek sözler söylenmesi emredilmiştir.
Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 89
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُوداًۚ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup رَاَيْتَ fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ق۪يلَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ق۪يلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لَهُمْ car mecruru ق۪يلَ fiiline mütealliktir.
Mekulü’l-kavl تَعَالَوْا ’dir. تَعَالَوْا fiili ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
تَعَالَوْا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl اِلٰى harfi ceriyle تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَنْزَلَ اللّٰهُ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اَنْزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. اِلَى الرَّسُولِ car mecruru تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. Şartın cevabı رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ ’dir.
رَاَيْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. الْمُنَافِق۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. يَصُدُّونَ cümlesi, الْمُنَافِق۪ينَ ’nin hali olarak mahallen mansubdur.
يَصُدُّونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
عَنْكَ car mecruru يَصُدُّونَ fiiline mütealliktir. صُدُودًا mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَعَالَوْا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi علو ’dir.
اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُنَافِق۪ينَ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufa’ale babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُوداًۚ
وَ atıf harfidir.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan ق۪يلَ لَهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olan mekulü’l-kavli تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. ق۪يلَ fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
تَعَالَوْا emir sıygasında camid fiildir. Mazi ve muzarisi yoktur.
Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl, başındaki بِ harf-i ceriyle birlikte تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. Sılası olan اَنْزَلَ اللّٰهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا cümlesi الْمُنَافِق۪ينَ ‘nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَعَالَوْا emri “geldi” manasındaki جاء fiilinin emir şeklidir. Arapça’da bunun gibi mazisiyle emri aynı kökten olmayan başka bir fiil belki de yoktur.
تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ ifadesinde تَعَالَوْا fiili “bulunma, gelme” anlamında değildir. “Allah’ı ve Resulü’nün hükmünü kabul etmek” manasında mecaz olarak kullanılmıştır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ [Allah'ın indirdiğine] cümlesi; kinaye üslubuyla Kur’an manasında gelmiştir. Kinayede hangi mananın vurgulanması isteniyorsa o kelime kullanılır. Mesela, “Allah’ın indirdiği şey” ifadesi Kur’an için kullanılmıştır. Direkt “Kur’an” dense Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği hemen aklımıza gelmeyebilir. Bu şekilde söylendiğinde daha farklı bir heybet, vurgu olur.
صُدُودًاۚ - يَصُدُّونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رَاَيْتَ [görmek]’ten maksat, ya baş gözü ile görmektir; yüz çevirmek de münafıkların halidir; ya da bu, kalb gözü ile görmektir. Ancak birinci yaklaşım, münafıkların hallerinin ortaya çıkması itibariyle daha uygundur.(Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
“O münafıklar…” demek suretiyle zamir makamında bu kelimenin zahir olarak zikredilmesi, onların nifakını tescil etmek, bu vasıfla onları zemmetmek ve hükmün illetini zımnen bildirmek içindir. (Yani bu davranışlarının sebebi, onların münafık olmalarıdır.) (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Münafıkların usulü şeriati tatbik etmekten vazgeçmek, uzaklaşmaktır. Alışkanlıklarını terk edip şeriatı uygulamak insanlara zor gelir.
Cenab-ı Hakk’ın, يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًاۚ ifadesinin manası, [onlar senden yüz çevirirler] demektir. Bu ifadede mef'ûlü mutlak olan kelime, tekid ve mübalağa için getirilmiştir. Sanki “Hem de nasıl yüz çevirişle yüz çevirirler!” denmek istenmiştir. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
صُدّ fiilinde istiare vardır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
صُدُودًاۚ ’deki tenvin tazim içindir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَاناً وَتَوْف۪يقاً ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَكَيْفَ | nasıl |
|
| 2 | إِذَا | ne zaman ki |
|
| 3 | أَصَابَتْهُمْ | başlarına gelince |
|
| 4 | مُصِيبَةٌ | bir felaket |
|
| 5 | بِمَا | yüzünden |
|
| 6 | قَدَّمَتْ | yaptıkları (kötülükler) |
|
| 7 | أَيْدِيهِمْ | elleriyle |
|
| 8 | ثُمَّ | sonra hemen |
|
| 9 | جَاءُوكَ | sana gelirler |
|
| 10 | يَحْلِفُونَ | yemin ederler |
|
| 11 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 12 | إِنْ | diye |
|
| 13 | أَرَدْنَا | biz istedik |
|
| 14 | إِلَّا | sadece |
|
| 15 | إِحْسَانًا | iyilik etmek |
|
| 16 | وَتَوْفِيقًا | ve uzlaştırmak |
|
: وفق Vefeqa
وِفْق sözcüğü iki şey arasındaki uyumu, uygun düşmeyi ve yakışmayı anlatır. إتِّفَاق anlaşmak, uyuşmak ve sözleşmektir. Bu hem iyilik, hem de kötülük anlamında kullanılır. تَوْفِيق de bunun gibidir. Allah'ın bahşettiği muvaffakiyet ve başarıdır. Literatürde sadece iyiliğin uygun görülmesi için kullanılır, kötülük için kullanılmaz. (Müfredat)
Kur’ân’ı Kerim’de 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri muvâfakat, muvâfık, muvaffak, tevâfuk, ittifak, müttefik ve tevfiktir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstifham ismi كَیۡفَ mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, أمر الكافرين (Kafirlerin durumu) şeklindedir.
اِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَصَابَتْهُمْ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَصَابَتْهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُص۪يبَةٌ fail olup damme ile merfûdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اَصَابَتْهُمْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
قَدَّمَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اَيْد۪يهِمْ fail olup ي üzere mukadder damme merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ألأيدي kelimesi mankus isimlerdendir. Çoğuldur. Nekre geldiği zaman sonundaki ي harfi hazf edilir. Ref ve cer hallerinde sonunda damme ve kesra takdir edilir. Mansub olduğunda ي harfi hazf olmaz. Görünür ve sonuna tenvin elifi gelir. يد kelimesinin bir diğer çoğulu أياد şeklindedir. Aynı şekilde irab edilir. Ancak gayrı munsarıf olduğu için tenvin almaz.
اَصَابَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَدَّمَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قدم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَاناً وَتَوْف۪يقاً
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. جَٓاؤُ۫كَ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
يَحْلِفُونَ fiili جَٓاؤُ۫ك ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
يَحْلِفُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru يَحْلِفُونَ fiiline mütealliktir.
اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرَدْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اِحْسَانًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تَوْف۪يقًا atıf harfi وَ ’la اِحْسَانًا ’e matuftur.
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَدْنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ
فَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. كَيْفَ , takdiri فكيف صنعهم أو حالهم؟ (Onlara nasıl yaptı veya onların hali nasıldır?) صنعهم (Yaptıkları) olan muahhar mübtedanın mukaddem haberidir.
İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle, soru anlamında değildir. Vaz edildiği anlamdan çıkarak tevbih ve taaccüp anlamına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkebtir. Ayrıca bu soruda tecahül-i arif sanatı söz konusudur.
Zaman zarfı اِذَا , şart manasından mücerret olarak masdar veznindeki mukadder mübtedaya mütealliktir. اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ cümlesi اِذَا ‘ nın muzâfun ileyhidir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
İsm-i fail vezninde gelerek hudûs ve yenilenme ifade eden مُص۪يبَةٌ ‘deki nekrelik herhangi bir manasında cins ifade eder.
Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle birlikte اَصَابَتْهُمْ fiiline mütealliktir. Sılası olan قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ cümlesi tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ harfiyle muzâfun ileyh konumunda olan cümleye atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ cümlesi جَٓاؤُ۫كَ ‘deki failin haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için اللّٰهِ isminde tecrîd sanatı vardır.
كَيْفَ ’deki istifham tehvil (korkutmak) içindir.(Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ sözünde fiil ile fail aynı kökten gelmiştir. Mef’ûlü mutlak gibidir. Manayı kuvvetlendirir. Aralarında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûlün sılası olan قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ [Ellerinin sunduğu şeyler] sözünde kinaye ile yaptıkları işler kastedilmiştir. Yapılan suçların ellere isnadı alete isnad yoluyla mecaz-ı mürseldir.
Ayet, cinayetlerin yükünü ve vahim akıbetini açıklıyor. Yani onların elleriyle işledikleri cinayetler ve ezcümle senin hükmünden yüz çevirip tağutun hakemliğini istemeleri sebebiyle nifaklarının ortaya çıkmasından dolayı özür dilemek için hemen koşup geldiklerinde ve: “Biz, senden başkasını hakem seçmekle davayı güzellikle halletmeyi ve hasımların arasını bulmayı amaçladık yoksa sana ve senin hükmüne muhalefet etmek istemedik. Onun için yaptıklarımızdan dolayı bizi muahaze etme!” diyerek Allah Teâlâ’ya yemin ettiklerinde halleri ne olacak? Bu, onlar için bir ceza vaidi olup yaptıklarına pişman olacaklarını, ancak pişmanlık ve özür dilemenin kendilerine bir faydası olmayacağını bildirir.(Ebüssuûd ,İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)
اَيْد۪يهِمْ ifadesinde kül-cüz veya âliyyet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
اَيْد۪يهِمْ ’de tağlib sanatı vardır. El buyurulmuş ama ayak, göz, dil, kulak, hepsi kastedilmiştir. Ellerinin takdim ettiği şeyler sebebiyle onu asla arzu etmeyeceklerdir. Burada بِ harfi sebep ifade eder. Elleriyle yapmak değil de takdim etmek, öne çıkarmak buyurulmuştur. Ellerimizle yaptığımız şeylere dikkat etmeye işaret vardır.
بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Elleriyle kazandıkları şey demektir. Bu, cüz’ü söyleyip kül’ü murad etme kabilindendir. Zemahşerî şöyle der: Amellerin çoğu el ile işlendiği için bütün ameller, ellerin kazanması şeklinde ifade olundu. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Kasas/47-Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حْلِف fiili kâfir ve münafıkların yemini için ya da yalan yere yemin etmek manasında kullanılmıştır. (Ayşe Abdurrahman, Beyânî Tefsîr)
اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَاناً وَتَوْف۪يقاً
Ayetin fasılla gelen son cümlesinde nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا , kasr oluşturmuştur. Kasr üslubuyla tekid edilmiş mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan cümle, kasemin cevabıdır.
Kasr fiille mef’ûlü arasındadır. Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef’ûllere değil zikredilen mef’ûle tahsis edilmiştir. Ama o mef’ûlde vaki olan başka fiiller de olabileceği gibi kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef’ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)
اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَانًا وَتَوْف۪يقًا [Biz iyilikten, güzellikten; başarıdan başka bir şey istemiyoruz.] sözü kizb-i haberdir.
اِحْسَانًا - تَوْف۪يقًا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır.
تَوْف۪يقًا uygun olmak manasındaki وْ- ف۪ - قً kökündendir.
O belaya maruz kalıp da sana mazeret beyan etmek üzere [yanına gelip Allah adına yemin ederek] şöyle diyorlar: “[Bizim niyetimiz] edepsizlik değil [bir güzellik yapmak] ve iki davalının arasını bulmaktan başka bir şey değildi! Yoksa asla sana muhalefet etmek ve hükmünü beğenmemek gibi bir niyetimiz yoktu! O halde bize dua et de sıkıntımız gitsin!” Bu ifade, yaptıklarından dolayı bunları tehdit etmekte, iş işten geçtikten sonra yine pişman olacaklarını ve Allah’ın azabı gelip çattığında bu pişmanlığın kendilerine fayda vermeyeceğini bildirmektedir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلاً بَل۪يغاً ٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أُولَٰئِكَ | işte |
|
| 2 | الَّذِينَ | onlar ki |
|
| 3 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 4 | اللَّهُ | Allah |
|
| 5 | مَا | olanı |
|
| 6 | فِي |
|
|
| 7 | قُلُوبِهِمْ | onların kalblerinde |
|
| 8 | فَأَعْرِضْ | aldırma |
|
| 9 | عَنْهُمْ | onlara |
|
| 10 | وَعِظْهُمْ | ve onlara öğüt ver |
|
| 11 | وَقُلْ | ve söyle |
|
| 12 | لَهُمْ | onların |
|
| 13 | فِي |
|
|
| 14 | أَنْفُسِهِمْ | içlerine işleyecek |
|
| 15 | قَوْلًا | bir söz |
|
| 16 | بَلِيغًا | güzel |
|
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَعْلَمُ اللّٰهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ف۪ي قُلُوبِهِمْ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir.
اَعْرِضْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَنْهُمْ car mecruru اَعْرِضْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir.Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عِظْهُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَعْرِضْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عرض’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَقُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلاً بَل۪يغاً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَهُمْ car mecruru قُلْ fiiline mütealliktir.
ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ car mecruru قُلْ fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, في حقّ أنفسهم şeklindedir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَوْلًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بَل۪يغًا kelimesi قَوْلًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَل۪يغًا kelimesi sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkâri kelamdır.
اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, الَّذ۪ينَ haberdir.
Cümlede müsnedün ileyhin ism-i işaretle marife olarak gelmesi, işaret edilene dikkat çekip tahkir etmek içindir.
Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, tahkir kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir. Ayrıca onların muhatap tarafından bilinen kişiler olduklarını bize gösterir.
Müsned konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl olan مَٓا ‘nın sılası mahzuftur. ف۪ي قُلُوبِهِمُ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
ف۪ي قُلُوبِهِمُ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla قُلُوبِ , mazruf mesabesindedir. Çünkü kalpler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu kimselerin her türlü düşünce ve hislerini Allah Teâlâ’nın bildiğini etkili bir şekilde belirtmek için bu üslup kullanılmıştır. Camî, heriki durumdaki mutlak irtibattır.
İşaret ismi arkasından gelen şeylerin, kendisinden öncekiler sebebiyle gerçekleştiğini işaret eder. (Halidi - Vakafat, s. 109)
اُو۬لٰٓئِكَ [uzak için/işte onlar] kelimesinin kullanılması, o kâfirlerin küfür ve nifakta ne kadar ileri gittiklerine işaret etmek içindir. Allah, o münafıkların kalplerinde taşıyıp sana söyledikleri yalanlara tam bir tezat teşkil eden çeşitli şer ve fesatları gayet iyi bilmektedir.(Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ [Allah kalplerinde olan şeyi bilir.] cümlesinde nifakları kastedildiği için kinaye vardır. Ayrıca bu cümleyle ahirette cezalandırılacakları manası kastedildiği için lazım-melzum alakasıyla meazı mürsel vardır.
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلاً بَل۪يغاً
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن كان ذلك حالهم فأعرض عنهم.(Onların durumu böyleyse onlardan yüzçevir) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَعِظْهُمْ ve قُلْ لَهُمْ cümleleri atıf harfi وَ ‘la فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ cümlesine matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
بَل۪يغاً kelimesi قَوْلاً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اَعْرِضْ; ilişkiyi sınırlamak anlamındadır, tamamen kesmek değildir. Çünkü arkadan “nasihat et”, buyurulmuştur. Dost edinme ama görüşmeye devam et, gibidir.
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ [Onlardan yüz çevir ve onlara nasihat et.] cümlesindeki عِظْهُمْ emrinde rücu sanatı vardır. Yüz çevirmekten kasıt temelli bir uzaklaşma değil, tebliğ çerçevesinde yalanlarından uzaklaşmaktır.
فَاَعْرِضْ [Sen bunlara aldırma!] gelecekteki faydalarını düşünerek bunları cezalandırma, onlara öğüt vermekle yetin, başka bir şey yapma “ve içlerine işleyen etkileyici sözler söyle onlara.” Yani onlara öğüt verirken uyarmakta ve korkutmakta mübalağa et. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ ifadesi بَل۪يغًا [etkili] kelimesine bağlıdır. Mana şöyledir: Onlara, yüreklerine işleyecek, üzüldükçe üzülecekleri ve korkuyu iliklerine kadar hissedecekleri etkileyici bir söz söyle. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ car mecrurunun müteallakı قُلْ لَهُمْ [onlara söyle] ifadesi de olabilir. Bu durumda mana şöyledir: Onlara kötü benliklerine ve nifak barındıran kalplerine ilişkin etkileyici söz söyle.(Zemahşeri , Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ ibaresinde istiare vardır. Bilindiği gibi ف۪ٓي harfi zarfiyet manası taşır. Nefisler, içine girilmeye müsait bir şeye benzetilmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَوْلًا - قُلْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, اللّٰهُ lafzında tecrîd sanatı vardır.
عِظْهُمْ [Onlara vaaz ver.] - قَوْلًا بَل۪يغًا [Beliğ bir söz söyle.] arasında mürâât-ı nazîr vardır.
قَوْلًا بَل۪يغًا [ tesir edecek söz] içlerine işleyecek ve onlara etki edecek demektir. Günahlarından uzak durmayı, onlara nasihat etmeyi ve özendirerek ve korkutarak elinden geleni yapmasını emretti. Bu da peygamberlerin şefkatlerinin bir sonucudur. Onlara selam olsun. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ zarfının, içlerine işleyen manasında بَل۪يغًا’e bağlanması zayıftır, çünkü sıfatın mamulü mevsûfun üzerine geçemez. Beliğ söz aslında manası maksada uygun olan (maksadı aşmayan) demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
عِظْهُمْ cümlesinde öğüt vermeden murad, ahiret cezasıyla korkutmaktır. قَوْلًا بَل۪يغًا sözünden murad ise dünya cezasıyla korkutarak onlara şöyle denilmesidir: [Kalplerinizdeki nifak ve hilekârlıklar, Allah katında malumdur. Sizinle diğer kâfirler arasında herhangi bir fark yoktur. Allah, imanı izhar ettiğiniz için, kılıcı (öldürülme hükmünü) sizden kaldırmıştır. Binaenaleyh, bu kötü fiillerinize devam ederseniz, hepinizin küfürde devam ettiği ortaya çıkmış olur. Bu durumda da size kılıç gerekir.] (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Buradaki [beliğ söz], “öğüt”ün sıfatıdır. Böylece Cenab-ı Hak önce öğüt vermeyi, sonra da bu öğüdün beliğ bir söz ile olmasını emretmiştir. Beliğ söz ise sözün beliğ, uzun, lafızları ve anlamları güzel; terğîb, terhîb, sakındırıp korkutma, mükâfat ve ceza’yı ihtiva eden bir söz olmasıdır. Söz, böyle olduğu zaman kalbe oturur; kısa, lafızları bozuk, anlamsız olursa kalbe asla tesir etmez.(Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا |
|
|
| 2 | أَرْسَلْنَا | biz göndermedik |
|
| 3 | مِنْ | hiçbir |
|
| 4 | رَسُولٍ | elçiyi |
|
| 5 | إِلَّا | başka bir amaçla |
|
| 6 | لِيُطَاعَ | ita’at edilmekten |
|
| 7 | بِإِذْنِ | izniyle |
|
| 8 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 9 | وَلَوْ | eğer |
|
| 10 | أَنَّهُمْ | onlar |
|
| 11 | إِذْ | zaman |
|
| 12 | ظَلَمُوا | zulmettikleri |
|
| 13 | أَنْفُسَهُمْ | kendilerine |
|
| 14 | جَاءُوكَ | sana gelseler |
|
| 15 | فَاسْتَغْفَرُوا | bağışlanma dileseler |
|
| 16 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 17 | وَاسْتَغْفَرَ | ve bağışlanmasını dileseydi |
|
| 18 | لَهُمُ | onların |
|
| 19 | الرَّسُولُ | Elçi |
|
| 20 | لَوَجَدُوا | elbette bulurlardı |
|
| 21 | اللَّهَ | Allah’ı |
|
| 22 | تَوَّابًا | affedici |
|
| 23 | رَحِيمًا | merhametli |
|
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَٓا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. رَسُولٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır.
لِ harfi, يُطَاعَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harfi ceriyle اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir.
يُطَاعَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِاِذْنِ car mecruru يُطَاعَ ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s. 341)
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
يُطَاعَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel mahzuf fiilin faili olarak mahallen merfûdur. Takdiri, لو ثبت مجيئهم حين ظلموا أنفسهم ... şeklindedir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذْ zaman zarfı, جَٓاؤُ۫كَ fiiline mütealliktir. ظَلَمُٓوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ظَلَمُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاؤُ۫كَ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
جَٓاؤُ۫ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَغْفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اسْتَغْفَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُمُ car mecruru اسْتَغْفَرَ fiiline mütealliktir. الرَّسُولُ fail olup damme ile merfûdur.
لَ harfi لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır.
وَجَدُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تَوَّابًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَح۪يما kelimesi تَوَّابًا ‘in sıfatı veya ondan bedel olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَغْفَرَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsî fiili غفر’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.
تَوَّابً - رَح۪يمًا ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ
وَ istînâfiyyedir. Başka bir görüş de şöyledir: Münafıkların tağutla hükmolunmak istemelerinin hükmünü içeren itiraz cümlesidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Mef’ûl olan مِنْ رَسُولٍ ’deki مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir.
Fiil azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Cümlede nefiy harfi مَٓا ve istisna harfiyle اِلَّٓا ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr faille mef’ûlun lieclih arasındadır.
Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef’ûle tahsis edilmiştir. Başka mef’ûllere değil. Ama o mef’ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)
اَرْسَلْنَا fiilinden sonra gelen اللّٰهِ isminde iltifat sanatı vardır.
اَرْسَلْنَا - رَسُولٍ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ cümlesi, mecrur mahalde olup اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِاِذْنِ اللّٰهِ izafeti, muzâfın şanı içindir. Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olduğu cümlede اللّٰهِ isminin zikri tecrîd sanatıdır.
بِاِذْنِ [izin] kelimesi, muvaffak kılmak ve yardım etmek manalarına hamledilir. Bu izaha göre ise ayetin takdiri: “Biz her peygamberi, ancak bizim yardım ve muvaffak kılmamızla kendisine itaat olunsun diye gönderdik.” şeklinde olur ki bu da Hakk Teâlâ’nın, herkesin peygambere itaatini istemediği, aksine bunu, muvaffak kılıp yardım ettiği kimselerden istemesi hususunda açık bir ifadedir. O kimseler de müminlerdir. Fakat Cenab-ı Hakk’ın tevfik ve yardımından mahrum kalanlara gelince Allah onlardan bunu istememiştir. Bu ayet, bizim görüşümüzün doğruluğunu gösteren en güçlü delillerden biridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)
Zeccâc, buradaki مِنْ harf-i cerinin zaid olduğunu ve takdirinin “Biz hiçbir peygamber göndermedik.” şeklinde olduğunu söylemiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً
Şart üslubunda gelen cümlede وَ , atıf لَوْ , şart edatıdır.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُمْ cümlesi, masdar tevili ile takdiri, … لو ثبت مجيئهم حين ظلموا أنفسهم (Kendi kendilerine zulmettikleri zaman gelişleri sabit olsaydı.) olan mahzuf şart fiilinin failidir. Bu takdire göre şart cümlesi müsbet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Faide-i haber inkârî kelam olan masdar-ı müevvel cümlesinde اَنَّ ’nin haberi olan جَٓاؤُ۫كَ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye ve hudûs ifade etmiştir
اِذْ zaman zarfı, جَٓاؤُ۫كَ fiile mütealliktir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Zaman ismi olan إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Hac/26)
فَ atıf harfiyle gelen فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ ve وَ atıf harfiyle gelen وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ cümleleri اَنَّ ’nin haberi olan جَٓاؤُ۫كَ ’ye matuftur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اسْتَغْفَرُوا - اسْتَغْفَرَ arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الرَّسُولُ ile Peygamber Efendimiz kastedilmiştir. Kinaye üslubudur.
الرَّسُولُ - رَسُولٍ arasında tam cinas vardır. Birinde Peygamber Efendimiz (s.a.v) diğerinde herhangi bir resul yani cins isim kastedilmiştir.
Lam-ı rabıtanın dahil olduğu لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً cümlesi لَوْ ’ in cevabıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Lam-ı rabıta cümleyi tekid etmiştir. Fiilin mazi gelmesi olayın vukuunun kuvvetine veya kesinliğine işarettir.
Mef’ûl olan تَوَّابًا ’deki tenvin, tazim ifade eder. تَوَّابًا ,رَح۪يمًا için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ [Sen de onlar için istiğfar etseydin.] değil de iltifat metoduna başvurmuştur [yani “Elçi de onlar için istiğfar etseydi.” dedi] ki bu, Peygamberin (s.a.v) şanını yüceltmek, O’nun istiğfarının önemini göstermek ve “elçi” adını taşıyan birinin şefaatinin Allah nezdinde büyük bir öneme sahip olduğuna dikkat çekmek içindir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl - Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir - Ebüssuûd ,İrşâdü’l- Akli’s - Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. Peygamberin (s.a.v) mağfiret talep etmesini, onların istiğfar etmeleri şartına bağlamanın faydası şöyledir:
a) Tağûtun huzurunda muhakeme olunmayı istemek, hem Allah’ın hükmüne karşı çıkmak hem de Resulullah’a edepsizlik ve O’nun kalbine bir keder sokmaktır. Günahı bu şekilde olan herkesin, ondan dolayı başkasına özür beyan etmesi gerekir. İşte bu sebepten ötürü Cenab-ı Hak, o münafıklara, Hz. Peygamberden kendileri için mağfiret istemesini talep etmelerini vacip kılmıştır.
b) Münafıklar, Hz. Peygamberin (s.a.v) hükmüne razı olmayınca onların inatları ortaya çıkmıştır. Binaenaleyh onlar tövbe ettiklerinde, bu inatlarını giderecek şeyi yapmaları gerekir. Bu da onların ancak Allah’ın Resulüne giderek, O’ndan, bağışlanmaları için Allah’tan mağfiret talep etmesini istemeleri ile mümkün olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ilahi kelam okuyan ve dinleyenleri ziyadesiyle tövbe ve istiğfara teşvik ederken münafıkları da yaptıklarına pişman eder. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayet-i kerimeyi Medine’de Efendimizi ziyaret ettiğimiz zaman okuyoruz.
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يماً ٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَا | hayır |
|
| 2 | وَرَبِّكَ | Rabin hakkı için |
|
| 3 | لَا | olmazlar |
|
| 4 | يُؤْمِنُونَ | inanmış |
|
| 5 | حَتَّىٰ |
|
|
| 6 | يُحَكِّمُوكَ | seni hakem yaparak |
|
| 7 | فِيمَا | işlerde |
|
| 8 | شَجَرَ | çekişmeli |
|
| 9 | بَيْنَهُمْ | aralarında çıkan |
|
| 10 | ثُمَّ | sonra da |
|
| 11 | لَا |
|
|
| 12 | يَجِدُوا | bulunmadan |
|
| 13 | فِي | içlerinde |
|
| 14 | أَنْفُسِهِمْ | kendilerinin |
|
| 15 | حَرَجًا | bir burukluk |
|
| 16 | مِمَّا |
|
|
| 17 | قَضَيْتَ | senin verdiğin hükme |
|
| 18 | وَيُسَلِّمُوا | ve teslim olmadıkça |
|
| 19 | تَسْلِيمًا | tam bir teslimiyetle |
|
Zübeyr b. Avvâm ile bahçe komşusu arasında su yüzünden bir anlaşmazlık çıkmıştı. Hz. Peygamber’e başvurdular; o da “Zübeyr! Bahçeni suladıktan sonra suyu sal ki komşun da sulasın” buyurdu. Komşu (bu hükmün din kuralı koyma değil, sulhetme mahiyetinde olduğunu düşünmüş olmalı ki) Hz. Peygamber’e, Zübeyr’in tarafını tuttuğunu ima etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber şikâyetçinin tutumundan hoşnut olmadı ve bu defa Zübeyr’e normal hakkını kullanmasını söyledi. Medineli komşunun bu davranışı sebebiyle 65. âyet nâzil oldu (Müslim, “Fezâ’il”, 129). Buna göre gerçek iman sahiplerinin iki temel vasfı olmalıdır: a) Aralarında bir anlaşmazlık çıktığında Rasûlullah’ı hakem kılmak, onun hükmüne başvurmak. b) Hz. Peygamber bir hüküm verince bunu benimsemek, onun âdil olduğuna inanmak, itiraza kalkışmamak. Allah’ın dininin hükmü demek olan Rasûlullah’ın hükmüne başvurmak ve bunu gönülden benimsemek iman alâmeti olmakla beraber insanların beşeriyet icabı menfaatlerine uygun gördükleri ve istedikleri hükmü elde edememeleri karşısında üzüntü duymaları da küfür veya nifak alâmeti değildir; yeter ki, verilen hükmün haklı ve âdil olduğuna inansınlar!
Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 90-91
“Sakın ,sizden birini, kendisine benden bir emir veya yasak ulaştığı zaman,koltuğuna oturup da ‘ben Kur’ân’dan başkasını bilmem;Allah’ın kitabında ne gördüysek ona uyarız’derken bulmayayım.”
(Ebu Dâvud,Sünnet 5; Tirmizi, ilim 10)
“Haberiniz olsun,koltuğuna kurulmuş bir adamın,kendisine benden bir hadis ulaştığında , ‘Sizinle bizim aramızda Allah’ın kitabı vardır;onda haram bulduğumuzu haram sayar , onda helal bulduğumuzu helal biliriz’ demesi yakındır. Şurası muhakkak ki , Rasûlullah’ın haram kıldığı şey de , Allah’ın haram kıldığı şey gibidir.”
(Tirmizi ilim 10)
(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’ÂN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ
فَ istînâfiyyedir. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.
وَ kasem harfidir. Kasem harfi ve mecruru mahzuf mukadder fiile mütealliktir. Takdiri, أقسم şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يُحَكِّمُوكَ muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel يُؤْمِنُونَ fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur.
يُحَكِّمُوكَ fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl ف۪ي harfi ceriyle يُحَكِّمُوكَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ’dür. Aid zamir هُو ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
شَجَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı, شَجَرَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يُحَكِّمُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حكم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يماً
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَجِدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَرَجًا birinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl منٔ harf-i ceriyle حَرَجًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası قَضَيْتَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
قَضَيْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُسَلِّمُوا fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَسْل۪يمًا mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُسَلِّمُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi سلم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يماً
فَ istînâfiyyedir. Kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnad olan cümlede لَا zaiddir. Kasemi tekid için gelmiştir. Takdiri, أقسم (Yemin ederim) olan kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. رَبِّكَ muksemun aleyhtir.
فَلَا وَرَبِّكَ ifadesinde Hz. Peygambere ait كَ zamirinin, رَبِّ ismine izafeti Hz. Peygambere tazim ifade eder.
Buradaki لَا zaiddir. Yemin etmeye bile gerek yok demektir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Kasemin cevabı olan لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan … لَا يَجِدُوا cümlesi ثُمَّ ile …يُحَكِّمُوكَ cümlesine atfedilmiştir.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı يُحَكِّمُوكَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile birlikte لَا يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُحَكِّمُوكَ fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan شَجَرَ بَيْنَهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle önceki cümleye atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl, başındaki مِنْ harf-i ceriyle birlikte حَرَجًا ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan قَضَيْتَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiil azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Yine يُحَكِّمُوكَ cümlesine matuf olan müspet muzari fiil cümlesi وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا, mef’ûlü mutlakla tekid edilmiş faide-i haber talebî kelamdır.
شَجَرَ kelimesinde istiare vardır. Dalların birbiri içine girip sıkışma manası; kavga, münakaşa, çatışma için kullanılmıştır. Aklî bir olay, hissi bir şeye benzetilerek muhatabın etkilenmesi amaçlanmıştır.
شَجَرَ بَيْنَهُمْ [aralarında çıkan anlaşmazlıklarda] demektir yani işler sarpa sarınca. Ağaç [شَجَرَ ] kelimesi de dalları iç içe geçip karıştığından dolayı bu kökten gelmektedir. ً حَرَجًا darlık anlamındadır yani ‘’Senin verdiğin karardan dolayı gönülleri huzursuzluk duymayarak, tedirginlik hissetmeyerek…’’ demektir. Kuşku anlamına geldiği de söylenmiştir çünkü kuşku duyan kişi, gerçek kendisine net bir şekilde görününceye kadar durumu konusunda tedirgin ve kararsızlık içindedir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
يُحَكِّمُو - قَضَيْتَ arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يُسَلِّمُوا - تَسْل۪يمًا kelimeleri arasında ıtnâb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla اَنْفُسِكُمْۜ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü nefisler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir.
تَسْل۪يمًا [tam bir teslimiyetle] ifadesi fiil bizzat tekrar edilmiş gibi يُسَلِّمُوا (teslimiyet göstermedikçe) fiilini pekiştirmektedir. Adeta şöyle buyrulmuştur: Dışlarıyla ve içleriyle hiçbir kuşku taşımayan bir itaatkârlıkla onun hükmüne boyun eğmedikçe. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Dünya üzerinde, İslam’a bilerek sırtını dönerek yaşamak, çölde tek başına yolunu bulmaya çalışan insanın haline benzer. Kendisini, gereksiz bir meydan okumayla, gereksiz bir zorluğun içine sokmaktadır. Halbuki, aklı başında olan birisi, o çöle rehbersiz girilmeyeceğini bilir. Çünkü rehber, ona çölün içinde girilmemesi gereken yerleri anlatarak, kurtuluşa giden yolu gösterir. Çöle rehbersiz girenlerin bazısı, Allah’ın rahmetiyle tövbe ederek kurtuluşa erer. Bazısı ise son nefesine kadar sürüklendiği korkunç sonun farkına varmaz veya varmak istemez.
Kısacası; Allah’a teslim olan kul, rehberle beraber çöle girer ve her adımda onu takip eder. Allah’a teslim olduğunu diliyle söyleyip, kalbiyle tasdik etmeyen, rehbere uyacağını söyleyerek çöle girer ama bir süre sonra rehberi beğenmeyerek kafasına göre takılmaya başlar. Allah’a teslim olmadığını açıkça ifade eden ise rehbere ihtiyacı olmadığını belirterek, tek başına çöle dalar.
Rabbim! ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin’ çağrısına itaat edenlerdeniz. Münafıkların haline benzemekten Sana sığınırız. Allahım! İmanımızı kuvvetlendirmemizde yar ve yardımcımız ol, öyle ki, eğer Rasûlullah (sav)’in zamanında yaşasaydık, onun anlaşmazlıklarda verdiği hükümleri hiçbir sıkıntı duymadan kabul edenlerden olsaydık.
Allah’ın emir ve yasaklarına itaat ederek, İslam (Kur’ân ve sünnet) rehberliğinde yaşayarak Allah’a yaklaşanlardan ve kurtuluşa erenlerden olmak duasıyla.
Amin.
***
Bazı önemli meseleleri anlamak için belli bir kapasiteye ulaşmak gerekir. Bunun için de basit görünen bilgilerle temeli sağlam oturtmalıdır. Bu tıpkı, yetişkinlerin çocuklarının anlayacağı dilden konuşmasına benzer.
İnsan, Allah’tan af dilemeyi daha iyi idrak etmek için sosyal ilişkilerde önemsenen özür dilemenin üzerinde düşünebilir. Herkesin hata yaptığı bir dünyada yaşanmasına rağmen özür dilemesini bilmeyenler çoktur. Psikolojinin bu insanlar için sunduğu açıklamalar arasında şunlar yer alır:
Onlar için özür dilemek geçmişi değiştirmeyecektir yani ne gerek vardır;
Karşı tarafa kendisine verdiği kadar değer vermiyordur;
Hataları kabul etmek zayıflık ya da başarısızlık göstergesidir;
Hatayı kabulleniş, insanı endişe ya da üzüntü gibi hoş olmayan duygularla başbaşa bırakır çünkü kişi kendisinde ufak ya da büyük değişiklikler yapma zamanının geldiğini görür. Zira özür dilemenin asıl amacı, yapılan hatanın tekrarlanmaması için çaba harcanacağına dair verilen bir çeşit sözdür.
Bir çift söz ile gönülleri onarmak yerine kırgınlıkları görmezden gelmeye çalışan insanla; istiğfar ile Allah katında affedilme müjdesini elinin tersiyle iten insanın sebepleri aşağı yukarı aynıdır. Yani özürde ve şükürde, Allah’tan uzaklaşan kulun umursamazlığının sebebi; dünyaya fazlasıyla bağlanan nefse dayanır. Hatalarından uzaklaşmak için yaşama amacını ve şeklini, kararlarını, düşüncelerini ve hatta gerektiğinde arkadaşlarını değiştirme fikri karşısında dehşete kapılır. Halbuki, samimiyet ile tövbe kapısından geçip, İslam’ın sınırlarına sıkıca sarıldığında; Allah’ın yardımı ile sarmalanır. Hele ki nefesi tükenip Allah’ın huzuruna vardığında, elalemin nefsani değersiz yorumlarından ve geçici heveslerden eser yoktur. Zira artık, tek isteği kendisini yaratan Allah’a yakın olmaktır.
Ey Allahım! Tövbede ve şükürde; nefsin bahaneleriyle oyalanarak geç kalmaktan muhafaza buyur. Bizi, gerektiği zaman özür dilemesini ve teşekkür etmesini bilen kullarından eyle. İnsanların söylediklerine ya da dünya nimetlerinin zincirlerine takılarak; Senin rızan için yaşamaktan uzaklaşanlardan olmaktan muhafaza buyur. Bize istiğfarı ve şükrü, sevdir ve kolaylaştır. Bizi, bulunduğu her mekanda ve nefes aldığı her anında; Senin adını ananlardan, Senin rızanı kazanma fırsatlarını değerlendirenlerden ve Senin yolunda dosdoğru yürüyenlerden eyle. Bizi, mutmain kalbiyle daima Sana yakın olan mütevekkil kulların zümresine kat ve iki cihanda da onlarla komşu eyle.
Amin.