Güzel, yumuşak bir şekilde yol göstermektir. هَدِيَة de bu köktendir. İnsan, başkasını güzel bir şekilde davet etmek ve yolları göstermek dışında kimseye hidâyet veremez. Yüce Allah’ın Hz. Peygamber’in (sas) ve insanların elinde olmadığını bildirdiği, onların bu konuda herhangi bir yetkilerinin olmadığını açıkladığı her hidâyet, güzel bir şekilde davet etmek ve yolu göstermek dışında kalan hidâyet demektir. Akıl vermek, tevfîk / başarmasını sağlamak ve cennete koymak gibi. Allah, hidâyetini kabul etmeyene, hidâyet vermez. Bu tıpkı şuna benzer: Ben hediyemi kabul etmeyene hediye vermem. Benim bağışımı kabul etmeyene, bağış yapmam, beni istemeyeni, bende istemem. Hidâyet kavramı, gramer açısından bazı yerlerde kendi kendisiyle, bazı yerlerde lâm harfiyle, diğer bazı yerlerde ise, ilâ edatıyla müteaddî (geçişli) kılınmıştır. هُدَى ve هِدَايَة kelimeleri dil yönünden birbirine denktir. Yalnız Yüce Allah هُدَى terimini bizzat kendisinin kontrol ettiği ve verdiği, insanın müdahalesi olan başka türlerinden ayırıp kendine mahsus işler sahasında kullanmıştır. Misal olarak:
هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
müttakiler için hidâyettir (2/Bakara 2).
‘Hidayet’, Bir kimseye, rıfkla, nâzik bir şekilde yolu göstermek, kılavuzluk etmek, ya da doğru yolu, yönü ya da istikâmeti tutmasına ya da takip etmesine vesile olmak demektır. (Rağıp El-İsfahanı, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
H-d-y kökünden türeyen Hadi (çoğulu hüdat) yol gösteren, rehber, mürşit demektir. Allah’ın sıfatı olarak Hadi; lütfu ile kullarına hidayet eden, kurtuluşa götüren ve doğru yolu gösteren demektir. (Fikret Karaman-İsmail Karagöz, Dini Kavramlar Sözlüğü, s. 214.)
(هَدْيٌ/hedyün) sözcüğü, ‘Beytullah’a hediye edilen (kurbana; develere, ya da diğer hayvanlara) has olarak kullanılır.
“هَدِيَّةٌ” sözcüğü ise, ‘birbirimize verdiğimiz armağana, hediyeye’ mahsûs olarak kullanılır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
İslamın bir adı sırat-ı müstekim yani dosdoğru yol ise, diğer adı da ‘hidayettir’, yani insanı Allah’a götüren yol. başka bir deyişle, insanı dünya hayatının amacına ulaştıran şey. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 286.)
Hidayet yaratıcının insanlara ulaştırdığı bir rahmet ve bir iyiliktir. O, aynı zamanda doğru yolu göstermek ve bu doğru yola kalmaya yardımcı olmak demektır. Yaratıcı, hem insana hidayeti bildiriyor, doğru yolu ne olduğunu gösteriyor, hemde bu hidayeti kabul edenlerin doğru yolda devamlı kalmasının imkanları veriyor. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 286.)
Rabbimiz bize akıl ve muhakeme yeteneği vererek bu dünyadaki hayatımızı sürdürebilecek yolları gösterdiği gibi ebedi mutluluğa ulaştıracak manevi yolları da göstermiş; o yollara girip girmemeyi tamamen bize bırakmakla beraber bizi kendi halimize terk etmemiş, doğru arayana her daim rehberlik etmiştir. Yol göstermek de değişik şekillerde gerçekleşebilir. Yolu sadece göstermek ve terif etmeye irşat(rehberlik); yola götürüp amacına ulaştırıncaya kadar bırakmamaya da tevfik (başarı) denir. Hangi düzeyde olursa olsun hepsi hidayettir. Hidayetin zıddı dalalettir. Dalalet, doğru yoldan sapmak demektır. Hidayetin neticesi iman, dalaletin neticesi imansızlık ve küfürdür. Hidayeti talep eden hidayet, dalaleti arayan da dalalet bulur. (Fatma Bayram, En güzel isimler 99 esma Sonsuz Mana, s. 321.)
Hidayet, Kur’an-ı Kerim’de en çok geçen kavramlardan biridir.
Kur’an bu kavramı birkaç anlamda kullanmaktadır:
1- Beyan anlamında (Fussilet, 17. Tevbe, 115)
2- İslam dini anlamında (Bakara, 120) Türkçe’de kullanılan ihtida etmek, yani hidayeti bulmak İslâm’ı din olarak kabul etmek manasındadır.
3- İman anlamında (Muhammed, 17. Meryem,76),
Mecazi olarak Allah’ın hidayetine davet edenlere ‘dâî’ denildiği gibi, ‘hâdi’ (hidayete davet edici) de denmiştir. (Nahl, 36. Ra’d,7)
4- Yol işaretleri anlamında. Allah (cc) yıldızları insanların karada ve denizde yollarını bulmaları (hüda’ları için) yarattı. Bu bakımdan yıldızlara yol gösterici anlamında (hadi) denilir. (En’am, 97)
5- İlahi kitaplar ve peygamberler anlamında. Bazı ayetlerde geçen ‘Allah’tan gelen hidayet’ Onun kitapları ve elçileri denmiştir. “Onlara Rableri tarafından yol
gösterici gelmiştir”(Necm, 23) ayetinde geçen yol göstericiler ilahî kitaplar ve peygamberlerdir. (Bakara, 68. Tâhâ, 123)
6- İrşad anlamında. İrşad da doğru yolu gösterme manasındadır. Bu bakımdan ‘hidayet’, kavramı ile aralarında anlam birliği vardır. Ancak ‘hidayet’ dalaletten Allah’ın yoluna rehberlik etmek, irşad ise hidayette olan birine olgunluk (tekamül) yolunu göstermektir. (Tâhâ, 10. Kasas, 33. Kehf, 66) (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 287.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
اهْدِنَا | bizi ilet |
|
|
هُدًى | yol göstericidir |
|
|
هُدًى | bir hidayet |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayet karşılığında |
|
|
مُهْتَدِينَ | doğru yolu bulan |
|
|
وَيَهْدِي | ve yine yola getirir |
|
|
هُدًى | bir hidayet |
|
|
هُدَايَ | benim hidayetime |
|
|
تَهْتَدُونَ | hidayete erersiniz (diye) |
|
|
لَمُهْتَدُونَ | hidayeti buluruz |
|
|
وَهُدًى | ve hidayet |
|
|
هُدَى | hidayeti |
|
|
الْهُدَىٰ | asıl doğru yol |
|
|
تَهْتَدُوا | doğru yolu bulasınız |
|
|
اهْتَدَوْا | doğru yolu bulmuş olurlar |
|
|
يَهْدِي | O iletir |
|
|
هَدَى | yol gösterdiği |
|
|
تَهْتَدُونَ | hidayete erersiniz |
|
|
الْمُهْتَدُونَ | doğru yolu bulanlar |
|
|
وَالْهُدَىٰ | ve hidayeti |
|
|
يَهْتَدُونَ | ve doğru yolu bulamayan |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayet karşılığında |
|
|
هَدَاكُمْ | size doğru yolu gösterdiğinden |
|
|
هُدًى | hidayet olarak |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayeti |
|
|
الْهَدْيِ | kurban- |
|
|
الْهَدْيِ | kurban- |
|
|
الْهَدْيُ | kurban |
|
|
هَدَاكُمْ | sizi hidayet ettiği |
|
|
فَهَدَى | bunun üzerine iletti |
|
|
يَهْدِي | iletir |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
هُدَاهُمْ | onları hidayet etmek |
|
|
يَهْدِي | doğru yola ileten |
|
|
هُدًى | yol gösterici olarak |
|
|
هَدَيْتَنَا | bizi doğru yola ilettikten |
|
|
اهْتَدَوْا | doğru yolu bulmuşlardır |
|
|
الْهُدَىٰ | Hidayet |
|
|
هُدَى | hidayetidir |
|
|
يَهْدِي | yol gösterir |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
وَهُدًى | ve hidayet kaynağıdır |
|
|
هُدِيَ | iletilmiştir |
|
|
تَهْتَدُونَ | yola gelirsiniz |
|
|
وَهُدًى | ve yol göstermedir |
|
|
وَيَهْدِيَكُمْ | ve sizi iletmek |
|
|
أَهْدَىٰ | daha doğru |
|
|
وَلَهَدَيْنَاهُمْ | ve onları iletirdik |
|
|
تَهْدُوا | doğru yola iletmek |
|
|
يَهْتَدُونَ | ve (göç için) bulamayan |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yol |
|
|
لِيَهْدِيَهُمْ | iletmeyecektir |
|
|
لِيَهْدِيَهُمْ | ve iletmeyecektir |
|
|
وَيَهْدِيهِمْ | ve onları iletecektir |
|
|
الْهَدْيَ | kurbana |
|
|
يَهْدِي | iletir |
|
|
وَيَهْدِيهِمْ | ve iletir |
|
|
هُدًى | yol gösterme |
|
|
وَهُدًى | ve yol gösterici |
|
|
هُدًى | yol gösterme |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
يَهْدِي | yola iletmez |
|
|
هَدْيًا | bir kurban |
|
|
وَالْهَدْيَ | ve kurbanı |
|
|
يَهْتَدُونَ | doğru yolu bulamayan |
|
|
اهْتَدَيْتُمْ | siz doğru yolda olduğunuz |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayet |
|
|
الْمُهْتَدِينَ | yola gelenlerden |
|
|
هَدَانَا | bizi doğru yola ilettikten |
|
|
الْهُدَى | doğru yola |
|
|
هُدَى | yol gösterme |
|
|
الْهُدَىٰ | yol göstermesidir |
|
|
يَهْدِنِي | bana doğru yolu göstermeseydi |
|
|
هَدَانِ | beni doğru yola iletmiş iken |
|
|
مُهْتَدُونَ | doğru yolu bulanlar da |
|
|
هَدَيْنَا | doğru yolu gösterdik |
|
|
هَدَيْنَا | yol göstermiştik |
|
|
وَهَدَيْنَاهُمْ | ve onları ilettik |
|
|
هُدَى | hidayetidir |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletir |
|
|
هَدَى | hidayet ettikleridir |
|
|
فَبِهُدَاهُمُ | onların yoluna |
|
|
وَهُدًى | ve yol gösterici olarak |
|
|
لِتَهْتَدُوا | yol bulasınız diye |
|
|
بِالْمُهْتَدِينَ | hidayete erenleri |
|
|
يَهْدِيَهُ | doğru yola iletmek |
|
|
مُهْتَدِينَ | yola gelici |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
لَهَدَاكُمْ | elbette doğru yola iletirdi |
|
|
وَهُدًى | ve yola iletici |
|
|
أَهْدَىٰ | daha doğru yolda |
|
|
وَهُدًى | ve hidayet |
|
|
هَدَانِي | beni iletti |
|
|
هَدَىٰ | doğru yola iletti |
|
|
مُهْتَدُونَ | doğru yolda olduklarını |
|
|
لِنَهْتَدِيَ | (doğruyu) bulamazdık |
|
|
هَدَانَا | bizi getirmeseydi |
|
|
هَدَانَا | lutfedip bizi getirdi |
|
|
هُدًى | yol gösterici |
|
|
يَهْدِ | yola getirmedi mi? |
|
|
يَهْدِيهِمْ | ne de onlara gösteriyor |
|
|
هُدًى | yol gösterme |
|
|
وَتَهْدِي | ve yol gösterirsin |
|
|
تَهْتَدُونَ | doğru yolu bulursunuz |
|
|
يَهْدُونَ | hakka götüren |
|
|
يَهْدِ | yol gösterirse |
|
|
الْمُهْتَدِي | yolu bulan |
|
|
يَهْدُونَ | doğruya götüren |
|
|
هَادِيَ | yol gösteren |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yola |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayete |
|
|
وَهُدًى | ve yol göstericidir |
|
|
الْمُهْتَدِينَ | doğru yolu bulanlar- |
|
|
يَهْدِي | yol göstermez |
|
|
يَهْدِي | (doğru) yola iletmez |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayetle |
|
|
يَهْدِي | yol göstermez |
|
|
يَهْدِي | yola iletmez |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
هَدَاهُمْ | doğru yola ilettikten |
|
|
يَهْدِيهِمْ | doğru yola iletir |
|
|
وَيَهْدِي | ve iletir |
|
|
يَهْدِي | iletecek |
|
|
يَهْدِي | iletir |
|
|
يَهْدِي | ileten |
|
|
يَهِدِّي | doğru yolu bulamayan |
|
|
يُهْدَىٰ | kendisi yöneltilmesi |
|
|
تَهْدِي | doğru yola iletebilecek misin? |
|
|
مُهْتَدِينَ | doğru yola girmeyenler |
|
|
وَهُدًى | ve bir hidayet |
|
|
اهْتَدَىٰ | hidayet bulursa |
|
|
يَهْتَدِي | hidayet bulmuştur |
|
|
يَهْدِي | başarıya ulaştırmayacağını |
|
|
وَهُدًى | ve bir hidayettir |
|
|
هَادٍ | bir yol göstericisi |
|
|
وَيَهْدِي | ve iletir |
|
|
لَهَدَى | hidayet verirdi |
|
|
هَادٍ | yol gösteren |
|
|
وَيَهْدِي | ve yola iletir |
|
|
هَدَانَا | bize göstermişken |
|
|
هَدَانَا | bize yol gösterseydi |
|
|
لَهَدَيْنَاكُمْ | biz de size yol gösterirdik |
|
|
لَهَدَاكُمْ | doğru yola iletirdi |
|
|
تَهْتَدُونَ | doğru yolu bulursunuz |
|
|
يَهْتَدُونَ | yol bulurlar |
|
|
هَدَى | hidayet etti |
|
|
هُدَاهُمْ | onların yola gelmelerini |
|
|
يَهْدِي | yola getirmez |
|
|
وَهُدًى | ve yol gösterici |
|
|
وَهُدًى | ve yol gösterici olarak |
|
|
وَيَهْدِي | ve doğru yola iletir |
|
|
وَهُدًى | ve yol gösterici |
|
|
يَهْدِيهِمُ | doğru yola iletmez |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmeyeceğindendir |
|
|
وَهَدَاهُ | ve iletmişti |
|
|
بِالْمُهْتَدِينَ | hidayete erenleri |
|
|
هُدًى | bir kılavuz |
|
|
يَهْدِي | yola iletir |
|
|
اهْتَدَىٰ | hihayeti seçerse |
|
|
يَهْتَدِي | seçmiş olur |
|
|
أَهْدَىٰ | en doğru |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayet |
|
|
يَهْدِ | hidayet ederse |
|
|
الْمُهْتَدِ | doğru yolu bulan |
|
|
هُدًى | hidayetlerini |
|
|
يَهْدِ | hidayet verirse |
|
|
الْمُهْتَدِ | yolu bulmuştur |
|
|
يَهْدِيَنِ | beni ulaştırmasını |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayet |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yola |
|
|
يَهْتَدُوا | doğru yola gelmezler |
|
|
أَهْدِكَ | seni ileteyim |
|
|
هَدَيْنَا | yol gösterdiğimiz |
|
|
اهْتَدَوْا | yola gelen(lerin) |
|
|
هُدًى | hidayetini |
|
|
هُدًى | bir yol gösteren |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayete |
|
|
هَدَىٰ | onu doğru yola iletendir |
|
|
هَدَىٰ | doğru yola iletmedi |
|
|
اهْتَدَىٰ | yola gelen |
|
|
وَهَدَىٰ | ve doğru yola iletti |
|
|
هُدًى | bir hidayet |
|
|
هُدَايَ | benim hidayetime |
|
|
يَهْدِ | yola getirmedi mi? |
|
|
اهْتَدَىٰ | doğru yolda olan |
|
|
يَهْتَدُونَ | yollarını bulurlar |
|
|
يَهْدُونَ | doğru yolu gösteren |
|
|
وَيَهْدِيهِ | ve onu götürür |
|
|
هُدًى | bir yol göstereni |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletir |
|
|
وَهُدُوا | ve iletilmişlerdir |
|
|
وَهُدُوا | ve iletilmişlerdir |
|
|
هَدَاكُمْ | sizi doğru yola iletti |
|
|
لَهَادِ | mutlaka iletir |
|
|
هُدًى | bir yol |
|
|
يَهْتَدُونَ | doğru yolu bulurlar diye |
|
|
يَهْدِي | hidayet eder |
|
|
يَهْدِي | iletir |
|
|
تَهْتَدُوا | doğru yolu bulursunuz |
|
|
هَادِيًا | yol gösterici olarak |
|
|
سَيَهْدِينِ | bana yol gösterecektir |
|
|
يَهْدِينِ | bana yol gösteren |
|
|
هُدًى | yol göstericidir |
|
|
يَهْتَدُونَ | yola gelmiyorlar |
|
|
بِهَدِيَّةٍ | bir hediye |
|
|
بِهَدِيَّتِكُمْ | hediyenizle |
|
|
أَتَهْتَدِي | tanıyabilecek mi |
|
|
يَهْتَدُونَ | tanımayan |
|
|
يَهْدِيكُمْ | size yol gösteren |
|
|
لَهُدًى | bir yol göstericidir |
|
|
بِهَادِي | doğru yola getirecek |
|
|
اهْتَدَىٰ | yola gelirse |
|
|
يَهْتَدِي | yola gelmiş olur |
|
|
يَهْدِيَنِي | beni iletir |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayet |
|
|
وَهُدًى | ve hidayet olan |
|
|
أَهْدَىٰ | daha doğru olan |
|
|
هُدًى | bir yol gösterici |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
تَهْدِي | doğru yola iletemezsin |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletir |
|
|
بِالْمُهْتَدِينَ | yola gelecek olanları |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yola |
|
|
يَهْتَدُونَ | yola gelseler |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayet |
|
|
لَنَهْدِيَنَّهُمْ | biz elbette iletiriz |
|
|
يَهْدِي | yola getirebilir |
|
|
بِهَادِ | yola getirecek |
|
|
هُدًى | yol göstericidir |
|
|
هُدًى | doğru bir yol |
|
|
هُدًى | yol göstereni |
|
|
يَهْتَدُونَ | doğru yola gelirler |
|
|
هُدَاهَا | hidayetini |
|
|
هُدًى | yol gösterici |
|
|
يَهْدُونَ | doğru yola ileten |
|
|
يَهْدِ | yola getirmedi mi? |
|
|
يَهْدِي | iletir |
|
|
وَيَهْدِي | ve ilettiğini |
|
|
هُدًى | doğru yol |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayet- |
|
|
اهْتَدَيْتُ | yolu bulursam |
|
|
وَيَهْدِي | ve yola iletir |
|
|
أَهْدَىٰ | daha çok doğru yolda |
|
|
مُهْتَدُونَ | doğru yoldadırlar |
|
|
فَاهْدُوهُمْ | onları götürün |
|
|
سَيَهْدِينِ | O beni doğru yola iletecek |
|
|
وَهَدَيْنَاهُمَا | ve onları ilettik |
|
|
وَاهْدِنَا | bizi götür |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
هَدَاهُمُ | doğru yola ilettikleri |
|
|
هُدَى | rehberidir |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletir |
|
|
هَادٍ | yol gösteren |
|
|
هَادٍ | yola getiren |
|
|
يَهْدِ | yol gösterirse |
|
|
اهْتَدَىٰ | doğru yola gelirse |
|
|
هَدَانِي | bana hidayet etseydi |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
أَهْدِيكُمْ | ben sizi iletmem |
|
|
هَادٍ | yol gösteren |
|
|
أَهْدِكُمْ | sizi götüreyim |
|
|
الْهُدَىٰ | hidayet |
|
|
هُدًى | bir yol göstericidir |
|
|
فَهَدَيْنَاهُمْ | onlara yol gösterdik |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yolu bulmağa |
|
|
هُدًى | bir yol göstericidir |
|
|
وَيَهْدِي | ve iletir |
|
|
نَهْدِي | doğru yola ilettiğimiz |
|
|
لَتَهْدِي | götürüyorsun |
|
|
تَهْتَدُونَ | hidayete eresiniz |
|
|
مُهْتَدُونَ | gidiyoruz |
|
|
بِأَهْدَىٰ | daha doğrusunu |
|
|
سَيَهْدِينِ | bana doğru yolu gösterecektir |
|
|
مُهْتَدُونَ | doğru yolda olduklarını |
|
|
تَهْدِي | yola ileteceksin |
|
|
لَمُهْتَدُونَ | yola geleceğiz |
|
|
هُدًى | yol gösterici |
|
|
وَهُدًى | ve yol göstericidir |
|
|
يَهْدِيهِ | ona doğru yolu gösterecek |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
يَهْتَدُوا | hidayete ermedikleri |
|
|
يَهْدِي | götüren |
|
|
سَيَهْدِيهِمْ | onları doğru yola iletecektir |
|
|
اهْتَدَوْا | hidayet bulan(lara) |
|
|
هُدًى | hidayetlerini |
|
|
الْهُدَى | doğru yol |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yol |
|
|
وَيَهْدِيَكَ | ve seni iletsin (diye) |
|
|
وَيَهْدِيَكُمْ | ve sizi iletsin diye |
|
|
وَالْهَدْيَ | ve kurbanlardan |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayet ile |
|
|
هَدَاكُمْ | size hidayeti nedeniyle |
|
|
الْهُدَىٰ | yol gösterici |
|
|
اهْتَدَىٰ | yola gelen |
|
|
مُهْتَدٍ | doğru yolda olanlar |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
بِالْهُدَىٰ | hidayetle |
|
|
يَهْدِي | doğru yola iletmez |
|
|
يَهْدِي | yola iletmez |
|
|
يَهْدُونَنَا | bize yol gösterecek |
|
|
يَهْدِ | doğruya iletir |
|
|
أَهْدَىٰ | doğru gider |
|
|
بِالْمُهْتَدِينَ | doğru yoldadır |
|
|
يَهْدِي | iletiyor |
|
|
الْهُدَىٰ | yol gösteren (Kur’an)ı |
|
|
وَيَهْدِي | ve doğru yola iletir |
|
|
هَدَيْنَاهُ | ona gösterdik |
|
|
وَأَهْدِيَكَ | ve seni ileteyim |
|
|
فَهَدَىٰ | hedefini gösterdi |
|
|
وَهَدَيْنَاهُ | ve ona gösterdik |
|
|
لَلْهُدَىٰ | doğru yola iletmek |
|
|
فَهَدَىٰ | ve yola iletmedi mi? |
|
|
الْهُدَىٰ | doğru yol |