يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | النَّبِيُّ | peygamber |
|
| 3 | حَرِّضِ | teşvik et |
|
| 4 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minleri |
|
| 5 | عَلَى |
|
|
| 6 | الْقِتَالِ | savaşa |
|
| 7 | إِنْ | eğer |
|
| 8 | يَكُنْ | olursa |
|
| 9 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 10 | عِشْرُونَ | yirmi (kişi) |
|
| 11 | صَابِرُونَ | sabreden |
|
| 12 | يَغْلِبُوا | yenerler |
|
| 13 | مِائَتَيْنِ | iki yüz(kafir)i |
|
| 14 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 15 | يَكُنْ | olursa |
|
| 16 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 17 | مِائَةٌ | yüz (kişi) |
|
| 18 | يَغْلِبُوا | yenerler |
|
| 19 | أَلْفًا | bin (kişiyi) |
|
| 20 | مِنَ | -den |
|
| 21 | الَّذِينَ | kimseler- |
|
| 22 | كَفَرُوا | kafir(ler) |
|
| 23 | بِأَنَّهُمْ | çünkü onlar |
|
| 24 | قَوْمٌ | bir topluluktur |
|
| 25 | لَا |
|
|
| 26 | يَفْقَهُونَ | anlamaz |
|
Savaşın amacı ne kadar meşrû, hatta kutsal olursa olsun yine de istenmeyen, korkulan, acı ve ıstıraplara sebep olan bir harekettir; bu sebeple savaşanların maddî-mânevî teşvike ihtiyaçları vardır. Peygamberimiz savaşlarda bunu yapmış, Allah’ın gazilere, şehidlere vaad ettiği muhteşem ödülleri hatırlatarak askerlerine şevk vermiştir. Bu sünnet o günden bugüne bütün İslâm ordularında uygulanmış, kumandanlar askeri coşturmak için mehter gibi mûsiki dahil değişik yöntemlere başvurmuşlardır.
Tefsirlerde bire on savaşma yükümlülüğünün bire iki nisbetine indirilmesi konusunda Bedir Savaşı gibi bazı olaylara atıf yapılmış ve 66. âyetin bir öncekini neshettiğinden söz edilmiştir. İbn Abbas’ın bir yorumuna (Buhârî, “Tefsîr”, 8/6) dayanan Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye göre (II, 877), Bedir dahil hiçbir zaman sahâbe bire on savaşmamıştır. Bu âyet bir olaya bağlı olmaksızın bir mümine, on düşmana karşı olsa da savaşmasını, bu şart içinde dahi savaştan kaçmamasını farz kılmış, sonra farz olma hükmü kaldırmıştır (savaştan kaçmanın hükmü için bk. 16. âyetin açıklaması). Kurtubî’nin şu açıklaması, İslâm âlimlerinin nesih anlayışları bakımından da ilgi çekicidir: “İbn Abbas’tan gelen rivayet bunun farz olduğunu gösteriyor. Sonra bunun müminlere ağır geldiği sabit olunca farz, bir kişinin iki kişi karşısında sebat etmesi yükümlülüğüne indirildi. Böylece müminlerin yükleri hafifletildi, yüz kişinin iki yüz kişi karşısında kaçmaması farz kılındı. Buna göre, yapılan bir hafifletmedir, nesih değildir ve bu anlayış güzeldir. Maamafih Kadı İbnü’tTayyib, ‘Bir hüküm tamamen ortadan kaldırılmasa bile aslında veya niteliklerinde bir değiştirme yapılmasına da nesih denebilir; çünkü bu takdirde ikincisi, birincinin aynı değildir’ demiştir” (VIII, 45). Bize göre bu iki âyet ortaklaşa şunu ifade etmektedir: Gerektiği ve kaçınılmaz hale geldiği zaman bire on bile savaşılabilir; karşı tarafı savaşa iten sebep ve sâiklerle müminlerinki farklı olduğu için bu bilinç farkı gücü ve dayanmayı (sabrı) etkiler, Allah rızâsı için savaşan ve şehid olduğu takdirde kendisini dünyadakinden daha mutlu bir hayatın beklediğine inanan müminlerin gücü on katına çıkar ve Allah’ın izniyle zafer kazanılabilir. Bu iman ve bilinç zayıfladıkça güç de azalır. Ancak müminlerle kâfirlerin, hak yolunda savaşanlarla ona karşı savaşanların, maddî güce eklenen mânevî güçleri bire ikiden aşağı düşmez. Müminler güç dengesi hesabını yaparken terazinin kefesine bu moral güç farkını da koymalıdırlar.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 2 Sayfa: 707-708
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. النَّبِيُّ münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ ‘dur.
حَرِّضِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. الْمُؤْمِن۪ين mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. عَلَى الْقِتَالِ car mecruru حَرِّضِ fiiline mütealliktir.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَرِّضِ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرض ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُؤْمِن۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. يَكُنْ ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
يَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. مِنْكُمْ car mecruru يَكُنْ ‘un mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عِشْرُونَ kelimesi يَكُنْ ‘un muahhar ismi olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için ref alameti وَ ’dır.
صَابِرُونَ kelimesi عِشْرُونَ ‘nin sıfatı olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Şartın cevabı يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ ‘dir.
يَغْلِبُوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِائَتَيْنِ mef’ûlun bih bih olup müsenna olduğu için nasb alameti ى ‘dir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَابِرُونَ kelimesi sülâsî mücerredi صبر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. يَكُنْ ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
يَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. مِنْكُمْ car mecruru يَكُنْ ‘ un mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِائَةٌ kelimesi يَكُنْ ‘un muahhar ismi olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı يَغْلِبُٓوا اَلْفاً ‘dir.
يَغْلِبُوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَلْفاً mef’ûlun bih bih olup fetha ile mansubdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl مِنَ harf-i ceriyle اَلْفاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri sebebiyyedir. أَنَّ ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle يَغْلِبُٓوا fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamiri أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَوْمٌ kelimesi أَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. لَا يَفْقَهُونَ cümlesi قَوْمٌ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَفْقَهُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. اَيُّهَا münada, النَّبِيُّ ondan bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır.
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ nidasıyla, arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir.
Önceki ayetteki يَٓا اَيُّهَا النَّبِيّ nidası tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Nidanın cevabı olarak gelen حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
الْمُؤْمِن۪ينَ kelimesinde, lafzî irsâd sanatı vardır.
Bu ayette, daha önce geçen “zahf” ve “sebat” ile ilgili ayetlerdeki ıtlakın bir tahsisi ve takyidi vardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Bundan önce Allah Teâlâ'nın yardım ve desteğinin Resulüllah (s.a.v) ile müminler için yeterli olduğu beyan edilmişti. Şimdi, Resulullah'a nusret ve yardımın zahirî sebepleri açıklanıyor. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
القِتالِ kelimesindeki tarif ahd içindir. Yani din düşmanlarıyla yapılan savaş kastedilmiştir. التَّحْرِيضُ kelimesi istekteki mübalağayı ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Şart üslubunda gelen terkipte, şart cümlesi olan يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ , Nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
اِنْ şart edatı, gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimali bulunan fiillerde, başka bir deyişle, bir olay veya eylem, gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimallerini eşit derecede taşıyorsa kullanılır. Eylemin gerçekleşeceği kesin bilindiğinde ise اِذَا edatı kullanılır. (Cürcânî, Delâilu’l-İʻcâz, s. 83)
Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْكُمْ car mecruru كان ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عِشْرُونَ kelimesi كان ’nin muahhar ismidir.
صَابِرُونَ kelimesi عِشْرُونَ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
صَابِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ف karînesi olmadan gelen cevap cümlesi يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
Şart üslubunda gelen terkip, öncesindeki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart cümlesi olan يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً , nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْكُمْ car mecruru كان ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِائَةٌ kelimesi كان ’nin muahhar ismidir.
ف karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl لِلَّذ۪ي başındaki مِنَ harf-i ceriyle يَغْلِبُٓوا fiiline mütealliktir. Sılası olan كَفَرُوا cümlesi , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’yi takip eden بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle, masdar tevilinde sebep bildiren بِ harfi ile يَغْلِبُٓوا fiiline mütealliktir.
لَا يَفْقَهُونَ cümlesi müsned olan قَوْمٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfi muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
كَفَرُوا - الْمُؤْمِن۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
عِشْرُونَ - مِائَتَيْنِۚ - مِائَةٌ - اَلْفاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ cümlesiyle, وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ cümlesi arasında mukabele vardır.
يَغْلِبُٓوا fiilinin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.
الَّذِينَ كَفَرُوا şeklindeki marifelik arkadan gelen haberin şanı yani anlayışsızlıkları içindir. بِأنَّهم deki بِ , sebebiyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)