عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | عَسَىٰ | belki de |
|
| 2 | رَبُّهُ | onun Rabbi |
|
| 3 | إِنْ | eğer |
|
| 4 | طَلَّقَكُنَّ | o sizi boşarsa |
|
| 5 | أَنْ |
|
|
| 6 | يُبْدِلَهُ | onu değiştirir |
|
| 7 | أَزْوَاجًا | eşlerle |
|
| 8 | خَيْرًا | daha hayırlı |
|
| 9 | مِنْكُنَّ | sizden |
|
| 10 | مُسْلِمَاتٍ | (kendisini Allah’a) teslim eden |
|
| 11 | مُؤْمِنَاتٍ | inanan |
|
| 12 | قَانِتَاتٍ | gönülden ita’at eden |
|
| 13 | تَائِبَاتٍ | tevbe eden |
|
| 14 | عَابِدَاتٍ | ibadet eden |
|
| 15 | سَائِحَاتٍ | seyahat eden |
|
| 16 | ثَيِّبَاتٍ | dul |
|
| 17 | وَأَبْكَارًا | ve bakire |
|
عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً
Fiil cümlesidir. عَسٰى terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ gibi ismini ref haberini nasb eder.
رَبُّ kelimesi عَسٰى ’nın ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنْ طَلَّقَكُنَّ cümlesi itiraziyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَلَّقَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, إن طلّقكنّ فعسى ربّه أن يبدله.. (Eğer sizi boşarsa Rabbinin onu değiştirmesi içindir) şeklindedir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel عَسٰى ‘nın haberi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُبْدِلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir هُٓ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَزْوَاجاً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. خَيْراً kelimesi اَزْوَاجاً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur. مِنْكُنَّ car mecruru خَيْراً ‘a mütealliktir.
مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً kelimeleri اَزْوَاجاً ‘in hali olup fetha ile mansubdur.
Fiili muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَلَّقَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi طلق ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
يُبْدِلَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fil if’âl babındandır
Sülâsîsi بدل ’dir.
İf’âl babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
قَانِتَاتٍ ; sülâsi mücerredi قنت olan fiilin ism-i failidir.
تَٓائِبَاتٍ ; sülâsi mücerredi توب olan fiilin ism-i failidir.
عَابِدَاتٍ; sülâsi mücerredi عبد olan fiilin ism-i failidir.
سَٓائِحَاتٍ ; sülâsi mücerredi سيح olan fiilin ism-i failidir.
مُسْلِمَاتٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُؤْمِنَاتٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Terecci manalı nakıs fiil عَسَى ’nın dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
عَسٰى ‘nın ismi olan رَبُّهُٓ izafetinde Hz. Peygambere ait zamirin Rabb ismine muzâfun ileyh olmasıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde رَبِّ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
عَسٰى fiili Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde gereklilik ifade eder, kulların kelamında ise ümit ve arzu ifade eder, Allah’a nispeti kesinlik, kullara nispeti şek ve zanna dayanan nispettir. (Celâleddin es-Suyûtî, c. 1, s. 53)
Şart üslubunda gelmiş اِنْ طَلَّقَكُنَّ cümlesi itiraziyyedir. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
Müspet mazi fiil sıygasındaki şart cümlesi طَلَّقَكُنَّ , faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri فعسى ربّه أن يبدله (Rabbin onu değiştirir) olan cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 88.)
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki … اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ cümlesi, masdar teviliyle عَسٰى ’nın haberi konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
خَيْراً مِنْكُنَّ ibaresi, mef’ûl olan اَزْوَاجاً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. اَزْوَاجاً ‘deki nekrelik kesret, nev ve tazim içindir.
مِنْكُنَّ car mecruru, sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade eden خَيْراً ‘a mütealliktir. Bu vezin harf-i cere müteallak olmasına imkan vermiştir.
كُنَّ zamirinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَزْوَاجاً için sıfat olan مُسْلِمَاتٍ - مُؤْمِنَاتٍ - قَانِتَاتٍ - تَٓائِبَاتٍ - عَابِدَاتٍ - سَٓائِحَاتٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, ثَيِّبَاتٍ ve اَبْكَاراً kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Ayette geçen مُسْلِمَاتٍ ve مُؤْمِنَاتٍ gibi kelimelerin hepsi اَزْوَاجاً ’in sıfatıdırlar. Bütün bu sıfatlar atfedilmeden sıralandığı halde, aralarındaki bir mana münasebetiyle ثَيِّبَاتٍ ve اَبْكَاراً kelimeleri atıf harfi وَ ’la ثَيِّبَاتٍ ve اَبْكَاراً şeklinde birbirine bağlanmıştır. Bu münasebet de bu iki sıfatın birbirine zıt olmasıdır. Bir de bu ikisi tek bir sıfat hükmündedirler. Zira mana “dulları ve bakireleri içine alan kadınlar” şeklindedir. Bu yüzden atfedilmeleri güzel olmuştur. (Beyzâvî, V, 357)
Düşünülürse; atfın terk edilmesiyle sanki bunlar tek bir sıfatmış hissi uyandırılmış ve bir mevsûfta bu sıfatların toplandığı ifade edilmiştir.
Demek ki sıfatlar arasında و atıf harfinin zikri, mevsûfun bu sıfatla kemâl manada vasıflandığına delalet ederken; atıf harfinin terki, mevsûfta zikredilen bütün sıfatların toplandığına delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)