اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ ٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنْ | eğer |
|
| 2 | تَتُوبَا | ikiniz tevbe ederseniz |
|
| 3 | إِلَى |
|
|
| 4 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 5 | فَقَدْ | dolayı |
|
| 6 | صَغَتْ | sapmış olmasından |
|
| 7 | قُلُوبُكُمَا | kalblerinizin |
|
| 8 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 9 | تَظَاهَرَا | birbirinize arka olursanız |
|
| 10 | عَلَيْهِ | ona karşı |
|
| 11 | فَإِنَّ | şüphesiz |
|
| 12 | اللَّهَ | Allah’tır |
|
| 13 | هُوَ | O |
|
| 14 | مَوْلَاهُ | onun koruyucusu |
|
| 15 | وَجِبْرِيلُ | ve Cibril’dir |
|
| 16 | وَصَالِحُ | ve iyileridir |
|
| 17 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minlerin |
|
| 18 | وَالْمَلَائِكَةُ | ve melekler |
|
| 19 | بَعْدَ | sonra |
|
| 20 | ذَٰلِكَ | bundan |
|
| 21 | ظَهِيرٌ | ona arkadır |
|
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ
اِنْ تَتُوبَٓا cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır. Takdiri, يقبل منكما veya تقبلا (Onlardan kabul eder) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَتُوبَٓا şart fiili olup نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى اللّٰهِ car mecruru تَتُوبَٓا fiiline mütealliktir.
فَ ta’liliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. صَغَتْ iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. قُلُوبُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri; إن تتوبا إلى اللَّه لأنكما قد ملتما مع نفسيكما يقبل منكما التوبة (Nefsinize uydukları için tevbe ederlerse tevbeyi kabul eder.) şeklindedir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَظَاهَرَا şart fiili olup, ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru تَظَاهَرَا fiiline mütealliktir. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, يجد ناصرا ينصره (Kendisine zafer veren bir yardımcı bulur) şeklindedir.
فَ ta’liliyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. هُوَ fasıl zamiridir. مَوْلٰيهُ kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Veya هُوَ مَوْلٰيهُ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
جِبْر۪يلُ ve صَالِـحُ atıf harfi و ‘la مَوْلٰيهُ ‘ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُؤْمِن۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَظَاهَرَا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındandır. Sülâsîsi ظهر ’dir.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. الْمَلٰٓئِكَةُ mübteda olup damme ile merfûdur. بَعْدَ zaman zarfı ظَه۪يرٌ ‘e mütealliktir. ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir. ظَه۪يرٌ haberi olup damme ile merfûdur.
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi, şart üslubundadır. Müspet muzari fiil sıygasındaki şart cümlesi تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ şeklinde faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayette muhatap Hz. Peygamberin iki eşi, mütekellim Allah Teâlâdır.
اِنْ , vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri يقبل منكما (...o ikisinden kabul eder.) olan cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا cümlesi şart için ta’liliyyedir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ [ikinizin kalbi meyletti] ifadesinde cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Meyletme fiili kalplerin sahibi yerine kalbe isnad edilmiştir. Asıl meyleden kalp değil, kalbin sahibidir.
اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ (Eğer Allah'a tevbe ederseniz) ifadesinde, daha fazla kınamak ve azarlamak için 3. şahıs kipinden 2. şahıs kipine dönüş yapılmıştır. (Safvetü’t Tefâsir)
Ayet-i kerîmede geçen tövbeniz kabul edilir manasındaki şartın cevabı hazf edilmiştir. Yine ayet-i kerîmede iki kalp yerine kalpler kelimesi kullanılıp فلبين şeklinde tesniye manası kastedilmiştir. Çünkü bir tek kelime gibi olan yerde iki tesniyeyi bir araya getirmekte ağırlık olacaktır. Ayet-i kerîmede geçen هُوَ fasıl zamiridir. Cibrîl kelimesi ise اِنَّ ‘nin isminin mahalline atfedilmiştir. (Celâleyn Tefsiri)
وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Cümle atıf harfi وَ ‘la اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan تَظَاهَرَا عَلَيْهِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, يجد ناصرا ينصره (Kendisine zafer veren bir yardımcı bulur) olan cevabın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
فَ , şartın cevabi için ta’liliyyedir. فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ cümlesi, اِنَّ ve fasıl zamiriyle tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Lafza-ı celâl اِنَّ ‘nin ismi, مَوْلٰيهُ izafeti de haberidir. هُوَ fasıl zamiridir.
Cümle kasr ifade eden fasıl zamiriyle tekid edilmiştir. (Âşûr)
Kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ maksur/mevsûf, مَوْلٰيهُ maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Sadece Allah’ın onun mevlası olduğu kesin bir dille bildirilmiştir.
Hem Mevlâ’sı -yani veli ve yardımcısı- Allah olan biri nasıl yardımsız kalabilir ki!? هُوَ zamirinin eklenmesi, Allah’ın yardımının, O’nun kesin kararlarından katî bir karar olduğunun ve O’nun bunu bizzat üstlendiğinin ilamıdır. (Keşşâf)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
جِبْر۪يلُ ve صَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَ atıf harfi و ‘la haber olan مَوْلٰيهُ ‘ya atfedilmiştir. Cihet-i câmia tezâyüftür.
Hz. Peygamberin yardımcılarının sayılması taksim sanatıdır.
تَظَاهَرَا kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Şayet صَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ifadesindeki صَالِـحُ tekil midir, çoğul mudur?” dersen şöyle derim: Tekildir; ancak kendisiyle çoğul kastedilmiştir. Tıpkı لا يفعل هذا الصالح من الناس
(Sâlih bir insan bunu yapmaz) demen gibi ki bununla لا يفعله من صلح منهم (İnsanlardan salih olanlar bunu yapmaz) demendeki gibi cins kastetmiş olursun. (Keşşâf)
تَظَاهَرَا fiilinin aslı تَتَظَاهَرَا ‘dır. Böyle تَ ’nın tekrar ettiği sıygalarda muzari fiilinin تَ ’sı kaide ile hazf edilir. تَظَاهَرَا , birbirine arka verip yardımlaşmaktır. عَلَيْ ile kullanıldığı zaman da bir diğerine karşı dayanışmaya girerek ve yardımlaşarak üstün olmaya çalışmak manasını ifade eder. Burada yardımlaşmak manasıyla tefsir edilmiş olmakla beraber عَلَيْهِ ile getirilmesi Peygamber’e karşı birbiriyle yardımlaşma ve dayanışma içine girdiklerini göstermektedir. (Elmalılı Hamdi Yazır)
وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ
Cümle atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْمَلٰٓئِكَةُ mübteda, ظَه۪يرٌ haberdir. بَعْدَ zaman zarfı, ظَه۪يرٌ ‘a mütealliktir. Cebrail ve salih müslümanları işaret eden ذٰلِكَ ile işaret edilenler tazim edilmiştir. ذٰلِكَ , zaman zarfı بَعْدَ ‘nin muzâfun ileyhidir.
Cebrail’den sonra meleklerin zikredilmesi umumun hususa atfı babında ıtnâb sanatıdır.
Yüce Allah, şereflendirmek için Cebrail'i önce özel olarak zikretmiş, sonra da, Resulullah (sav)'ın şanına özen göstermek için umumla beraber ikinci defa zikretmiştir. Salih müminleri de Cebrail ile mukarrebun melekler arasında zikretmiştir. (Safvetü’t Tefâsir)
ظَه۪يرٌ - تَظَاهَرَا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْمَلٰٓئِكَةُ - جِبْر۪يلُ - اللّٰهِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.