وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلاًۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ١١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَتَمَّتْ | ve tamamlanmıştır |
|
| 2 | كَلِمَتُ | sözü |
|
| 3 | رَبِّكَ | Rabbinin |
|
| 4 | صِدْقًا | doğruluk |
|
| 5 | وَعَدْلًا | ve adalet bakımından |
|
| 6 | لَا | yoktur |
|
| 7 | مُبَدِّلَ | değiştirebilecek |
|
| 8 | لِكَلِمَاتِهِ | O’nun sözlerini |
|
| 9 | وَهُوَ | O |
|
| 10 | السَّمِيعُ | işitendir |
|
| 11 | الْعَلِيمُ | bilendir |
|
Sıdk, “sözde ve işte doğruluk, dürüstlük, gerçeğe uygunluk”; adl de “bir sözün veya işin yerli yerince, hak ve nesafet kaidelerine uygun olması; hiçbir zulüm, haksızlık ve aşırılık unsuru taşımaması” demektir. Âyette Allah’ın sözünün yani kelâmının, belirtilen değerleri eksiksiz taşıdığı ve bu niteliklerini değiştirmenin de mümkün olmadığı vurgulanıyor. Nitekim Râzî de, âyeti geniş olarak açıkladıktan sonra okuyucusuna hitaben, “Kur’an bahislerinin bu iki kısma (yani haber bildiren ve yükümlülük getiren âyetler grubuna) ayrıldığını bildiğine göre, biz deriz ki eğer bir âyetin konusu haber grubuna giriyorsa Allah’ın kelâmı sıdk (doğruluk ve gerçeklik) bakımından; eğer yükümlülük grubuna giriyorsa adalet bakımından eksiksiz ve mükemmeldir. Bu, son derece güzel bir tesbittir” (XIII, 161) demektedir. Böylece âyette Allah kelâmının, diğer bütün üstün nitelikleri de kapsayan dört temel niteliğine işaret edilmiştir: Tam ve mükemmel oluşu, doğru ve gerçek oluşu, âdil oluşu, değiştirilemez ve tahrif edilemez oluşu.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 459-460
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلاًۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. تَمَّتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. كَلِمَتُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
صِدْقاً hal olup fetha ile mansubdur. عَدْلاً atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. مُبَدِّلَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir.
لِكَلِمَاتِ car mecruru مُبَدِّلَ ’ye mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ۚ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri, موجود şeklindedir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُبَدِّلَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. السَّم۪يعُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. الْعَل۪يمُ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
السَّم۪يعُ - الْعَل۪يمُ kelimeleri mübalağalı ism-i fail vezninde sıfat-ı müşebbehedir. Sıfat-ı müşebbehe; “benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلاًۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, S.107)
تَمَّتْ mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Birbirine tezayüf nedeniyle atfedilen صِدْقاً وَعَدْلاً kelimeleri haldir. Hal, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf كَلِمَتُ رَبِّكَ izafeti, muzâf olan كَلِمَتُ ’ye ve muzâfun ileyh olan كَ zamirinin aid olduğu Hz.Peygambere şan ve şeref ifadesi yanında Allah Teâlânın ona teselli hususunda son derece lütuf ile muamele ettiğine işaret eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
كَلِمَتُ رَبِّكَ [Rabbinin kelimesi] ifadesindeki كَلِمَتُ ile vahiy kastedilmiştir. Cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
Kur’an’da bulunan her şey iki çeşittir: Bu, ya haber çeşididir ya da teklif. Kur’an-ı Kerim’de bulunan konuların bu iki kısma hasredildiğini anladığın zaman, biz deriz ki:
Allah Teâlâ eğer bu söz haber türünden ise “Rabbinin sözü doğruluk bakımından tam oldu.” eğer bu söz mükellefiyet bildiren türden ise “Rabbinin sözü adalet bakımından tam ve mükemmel oldu.” buyurmuştur. İşte bu son derece güzel bir kaidedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مُبَدِّلَ kelimesi لَا ’nın ismidir. لَا ’nın haberi mahzuftur. لِكَلِمَاتِه۪ car-mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.
Veciz ifade kastına matuf لِكَلِمَاتِه۪ۚ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan لِكَلِمَاتِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
لِكَلِمَاتِه۪ۚ - كَلِمَت kelimeleri arasında ıtnâb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bundan önce Kur’an’ın, Allah Teâlâ katından hak olarak indirildiği, Bunun Ehl-i Kitap bilgisiyle de tespit edildiği, Allah Teâlâ’ya izafeti cihetiyle onun mükemmel bir kitap olduğu beyan edilmişti. Şimdi burada da Kur’an’ın, zatı (kendisi) itibariyle de mükemmel olduğu ifade ediliyor. Bu cümlede كَلِمَتُ رَبِّكَ lafzından murad Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, kelime olarak ifade edilmiştir.Çünkü doğruluk ve adaletle asıl vasıflandırılan kelimedir ve hikmetlerin sonuçları kelimelerle ifade edilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu cümle, Tevrat tahrif edildiği gibi hiç kimse Kur’an’ı tahrif edemez, demektir. Aynı zamanda Allah Teâlâ’nın Kur’an’ı koruyacağına dair bir teminattır. Tıpkı “Kur’an’ı şüphesiz Biz indirdik ve hiç şüphesiz onu koruyacak yine Biziz.” ayeti gibi. Yahut Kur’an'dan sonra onu neshedecek (hükmünü ortadan kaldıracak) bir kitap ve peygamber yoktur, demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Ayetin son cümlesi olan وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ , makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin الْ takısıyla marife gelmesi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Meânî İlmi, s. 218)
Allah Teâlâ’ya ait bu iki vasfın aralarında وَ olmadan gelmesi, bu vasıfların ikisinin birden O’nda mevcudiyetini gösterir.
السَّم۪يعُ - الْعَل۪يمُ sıfatlarının ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf sanatı, iki kelimenin arasındaki vezin uyumu muvazene sanatı, iki sıfatın birbiriyle uyumu mürâât-ı nazîr sanatıdır. Her ikisi de mübalağa ifade eden sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Cümle “Allah Teâlâ bilir, işitir.” anlamının yanında “bilmekle ve işitmekle kalmaz, gereken karşılığı verir” manası da taşımaktadır. Lâzım zikredilmiş melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Bu cümle, mesel tarikinde olmayan tezyîldir. Tezyîl anlamı tekid eden ıtnâb sanatıdır.
Bir fikri pekiştirmek ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bir ifadenin arkasından söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan ek bir ifadenin getirilmesi şeklinde gerçekleşen bir ıtnâb üslûbudur. (TDV İsmail Durmuş)
Ayetin bu son cümlesi, Kur'an’da altı ayette aynen tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
O semî’ ve alîmdir. Bu isimler onların “Yahudi olun” gibi bütün konuşmalarını Allah'ın işittiğine ve bildiğine tazrizdir.
السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Bu iki kelime mübalağa sıygalarındandır. manası: Allah'ın işitmesi ve bilgisi herşeyi kuşatmıştır, demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Sıfat-ı müşebbehe sübut (devamlılık ve süreklilik) ifade eder.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-
Gayb )
Ayet, Allah Teâlâ'nın iki sıfatının zikriyle şöyle bitmiştir: وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ [O, hakkıyla işitici, kemâliyle bilicidir] Burada Allah Teâlâ'nın السَّمِيعُ الْعَلِيمُ sıfatları zikredilmiştir. Bunun sebebi, ayet-i kerimede işitilecek ve bilinecek şeylerini zikredilmiş olmasıdır. İnatlaşma ve muhalefet içinde olanlar söz ya da eylemle müdahalede bulunuyorlardı. Dolayısıyla ayet bu iki yüce sıfatla sona ermiştir.
Bu iki sıfatın bir arada zikredilmesi, hem vaat hem vaid içermektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
“…O semî‘dir, alîmdir…Bu ifade, hem öncesinde zikredilen vaadlere dair verilen ek bir bilgi, hem de onları tekit eden bir ifadedir. Yani; Ey rasulüm! O Mevlâ kendisine dua etmeni (önceki ayette bahsi geçen Hz. Peygamber’in (s.a.v) duası kastediliyor) işiten ve dinini galip hale getirme hususundaki niyetini bilendir. (Bunun neticesi olarak da) Senin duana icabet eder ve seni muradına erdirir. Veya (bu ifadeler) kafirler için bir vaîddir.” Âlûsî bu iki sıfatı, hem önceki ayetle hem de ayetin kendisiyle ilişkilendirmiş, ‘Allah Teâlâ’nın, habibinin dua ve niyazlarını semî‘ sıfatıyla işittiğini, alîm sıfatıyla da onun gayretlerini bildiği’ yorumunun yanında, bu esmâların kafirler için bir tehdit olduğunu belirtmiştir.(Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)