مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ ٤٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَنْ | kim |
|
| 2 | عَمِلَ | yaparsa |
|
| 3 | سَيِّئَةً | bir kötülük |
|
| 4 | فَلَا |
|
|
| 5 | يُجْزَىٰ | cezalandırılmaz |
|
| 6 | إِلَّا | başkasıyla |
|
| 7 | مِثْلَهَا | onun mislinden |
|
| 8 | وَمَنْ | ve her kim |
|
| 9 | عَمِلَ | yaparsa |
|
| 10 | صَالِحًا | faydalı bir iş |
|
| 11 | مِنْ | -ten |
|
| 12 | ذَكَرٍ | erkek- |
|
| 13 | أَوْ | veya |
|
| 14 | أُنْثَىٰ | kadın(dan) |
|
| 15 | وَهُوَ | ve o |
|
| 16 | مُؤْمِنٌ | inanarak |
|
| 17 | فَأُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 18 | يَدْخُلُونَ | girerler |
|
| 19 | الْجَنَّةَ | cennete |
|
| 20 | يُرْزَقُونَ | kendilerine rızık verilir |
|
| 21 | فِيهَا | orada |
|
| 22 | بِغَيْرِ | olmaksızın |
|
| 23 | حِسَابٍ | hesabı |
|
Buradan itibaren 44. âyete kadar devam eden sözlerin Hz. Mûsâ’ya ait olabileceği ileri sürülmüşse de (bk. Şevkânî, IV, 560-561), müfessirlerin çoğunluğunun da kabul ettiği üzere, ifadenin akışından bu sözlerin, Mûsâ’ya inandığını gizli tutmaya çalışan kişiye ait olduğu anlaşılmaktadır.
Önceki âyetlerde bildirildiğine göre söz konusu kişi, Firavun ve adamlarını, Mûsâ’ya karşı şiddete başvurmalarının kendileri için yanlış olduğu ve tehlikeli sonuçlar doğuracağı hususunda uyararak Mûsâ’nın söyledikleri üzerinde sabır, teenni ve sağduyu ile düşünüp sağlıklı karar vermeye çağırmıştı. Burada ise bu çağrısına uymaları halinde doğru yolu bulacaklarını bildirmektedir. “Doğru yol”dan maksat, dünyanın gelip geçici menfaatlerini aşıp “ebedîlik yurdu” olan âhiret kurtuluşuna götüren yoldur. Bu kurtuluşa ise ilâhî gerçekleri inkâr edip kötülükler yaparak değil, inanıp iyi ve yararlı işler yaparak ulaşılabilir. Bu âyetlerde özellikle şu hususlar dikkat çekmektedir: a) Dünya hayatı ve ondaki menfaatler geçici, âhiret hayatı ve oradaki nimetler ise süreklidir; şu halde dünyayı âhirete tercih ederek yalnız dünya için yaşamak akıllı bir seçim değildir. b) Âhirette kötülükler sadece dengiyle karşılık bulacak, iyilikler ise “hesapsız nimetler”le ödüllendirilecektir (bilgi için bk. el-En‘âm 6/160). c) İyilik olsun kötülük olsun, insanların yaptıklarının karşılığını bulması bakımından Allah katında erkek-kadın ayırımı yapılmayacaktır. Başka bir ifadeyle cinsiyet özellikleriyle uyumlu olarak belirlenmiş ödev ve sorumluluklarını yerine getiren erkekler ve kadınlar, cinsiyet ayırımı yapılmadan ödüllendirilecek, kötülük yapanlar da kötülüklerine denk olarak cezalandırılacaktır; çünkü Allah katında insan ve kul olarak erkek ve kadın eşittir. İbn Âşûr’un görüşünün aksine (XXIV, 151) burada erkek ve kadının özellikle zikredilmesi, âhirette amellerin karşılığını bulması bakımından iki cins arasında ayırım yapılabileceği yönündeki bir kanaati önleme amacı taşımaktadır. d) Yapılan iyiliklerin âhirette karşılığını bulması iman şartına bağlıdır. Allah’a ve âhirete inanmayanların bu dünyada yaptıklarının karşılığı yine bu dünyada elde ettikleriyle sınırlı olup âhiret kurtuluşunu sağlamayacaktır.
Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 661-662
Saleha صلح :
Salah صَلاحٌ, fesad فَسادٌ sözcüğünün zıddıdır. Hem salah ve hem de fesad kullanımlarının çoğunda fiillerle ilgili kullanılırlar. Kuran'da salah kavramı kimi zaman fesadın (فَسادٌ) kimi zaman da seyyienin (سَيِّئَةٌ )karşıtı olarak kullanılmaktadır.
صُلْحٌ, insanlar arasındaki nefreti gidermek anlamındadır.
Yüce Allah'ın kullarını ıslah etmesi (إصْلاحٌ) bazen onu salih biri olarak yaratması ile, bazen onda bulunan fesadı ortadan kaldırması şeklinde, bazen de kulunun lehine salaha hükmederek olur. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de pek çok türeviyle 180 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri Sâlih, sulh, ıslah, ıstılah, maslahat, ıslahat ve salâhiyettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ
İsim cümlesidir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
عَمِلَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. سَيِّئَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا يُجْزٰٓى mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, هو ‘dir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُجْزٰٓى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
اِلَّا hasr edatıdır. مِثْلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
عَمِلَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. صَالِحاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ ذَكَرٍ car mecruru عَمِلَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. اُنْثٰى atıf harfi اَوْ ile makabline matuf olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُؤْمِنٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَالِحاً ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
مُؤْمِنٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ
İsim cümlesidir. فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَدْخُلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
الْجَنَّةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يُرْزَقُونَ cümlesi, يَدْخُلُونَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
يُرْزَقُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru يُرْزَقُونَ fiiline mütealliktir. بِغَيْرِ car mecruru naib-i failin mahzuf haline mütealliktir. حِسَابٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Önceki ayetteki nidanın cevabına dahildir.
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً , şarttır. Isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
Şart ismi مَنِ mübteda konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan عَمِلَ سَيِّئَةً cümlesi haberdir. İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106)
Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
عَمِلَ fiilinin mef’ûlü سَيِّئَةً ’in nekre gelişi nev içindir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا , kasr ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri; هو (O) olan mübteda mahzuftur.
Haber konumundaki لَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا cümlesi müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkarî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasında, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Onların sadece günahlarının misli kadar cezalanacakları, kesin bir dille belirtmiştir. يُجْزٰٓى maksûr/sıfat, مِثْلَهَا maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Ya da faille mef’ûl arasında kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Sadece onun kadar yani kötülük kadar ceza görür; çünkü kötülüğün karşılığından fazlasıyla ceza vermek çirkin bir şeydir, zira bu zulümdür. Fakat iyiliğin karşılığından fazlasıyla mukabelede bulunmak iyidir; çünkü bu lütuftur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ
Cümle atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ şarttır. Şart ismi مَنِ mübteda, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى cümlesi, haberdir. Mübtedanın haberinin, mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
مِنْ ذَكَرٍ ve ona tezat nedeniyle atfedilen اُنْثٰى car-mecrurları, failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
ذَكَرٍ ve اُنْثٰى kelimelerindeki nekrelik, cins ifade eder. Salih amel yapan kimseler dedikten sonra kadın ve erkek olarak açıklanması, taksim ve ibhamdan sonra izah babında ıtnâb sanatıdır.
وَهُوَ مُؤْمِن cümlesi mübteda olan ism-i mevsûlden haldir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müsned olan مُؤْمِنٌ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
عَمِلَ fiilinin mef’ûlu veya عَمًلًا şeklinde takdir edilen mahzuf mef’ûlunun sıfatı olan صَالِحاً ism-i faildir. İsm-i mef’ûl yerinde ism-i fail kullanılması mecazî isnaddır. Mefûliyyet alakasıyla mecaz-ı aklîdir.
صَالِحاً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin mevsûftaki hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. Kelimedeki nekrelik tazim ve nev ifade eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin, ism-i işaretle marife olması işaret edilenleri tazim amacına matuftur. اُو۬لٰٓئِك işaret ismi bu kişileri işaret ederek sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlar. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet eder.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ cümlesi haberdir. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ cümlesi, يَدْخُلُونَ ‘deki failden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
ف۪يهَا car mecruru, يُرْزَقُونَ fiiline , بِغَيْرِ حِسَابٍ car mecruru naib-i failin mahzuf haline mütealliktir.
Muzafun ileyh olan حِسَابٍ ‘deki nekrelik, kesret ifade eder.
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً ile اُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ cümleleri arasında müfredden cemiye geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır.
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ cümlesiyle وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
ذَكَر - اُنْثٰى ve سَيِّئَةً - صَالِحاً gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
مَنْ - عَمِلَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
يُرْزَقُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)
مَنْ kelimesi; mana bakımından her ikisini de kapsadığı halde ayrıca kadın ve erkek şeklinde açıklanması, bu kelimenin her iki tür için kullanıma uygun müphem bir lafız olmakla birlikte, zikrolunduğu zaman zahir manası erkeklere mahsus olması dolayısıyladır. Bundan dolayı açık bir şekilde “erkek olsun, kadın olsun” denmek suretiyle vaadin her iki türü de içine alması istenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu ayetteki مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى ve وَهُوَ مُؤْمِنٌ ifadeleri tetmîm için gelmiştir. Birincisiyle cennete girme hükmüne hem erkek hem de kadınların, ikincisiyle de sadece mümin olanların dahil olduğu ifade edilerek مَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ [kim iyi işler yaparsa] hükmü daraltmıştır. (Ali Bulut, Kur'an-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)
Bunlar zikredilmek suretiyle kelamın manası tamamlanmış ve ifade son derece beliğ olmuştur. Eğer bu iki cümlecik hazf edilmiş olsaydı, sözün anlamı eksik kalır ve beyanın güzelliği bozulurdu. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)
Fiil; girerler anlamında يَدْخُلُونَ ve sokulurlar anlamında يُدْخَلُون şeklinde okunmuştur. بِغَيْرِ حِسَابٍ (Hesapsız bir şekilde) ifadesi اِلَّا مِثْلَهَا (sadece onun kadar) ifadesinin karşısına getirilmiştir; yani kötülüğün karşılığı -sahibine müstehak olduğundan fazlası verilmesin diye- bir hesap ve ölçü iledir; ama salih amelin karşılığı için herhangi bir ölçü ve hesap yoktur. Aksine, hak ettiğinin üzerine fazlalık, çokluk ve bolluk olarak dilediğini ekleyebilirsin. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ sözü, büyük bir mükâfattır, ki insanlar buna Allah’ın fazlıyla layık olurlar. Çünkü onlar iyi işler yapmışlardır. Burada müsnedün ileyh, fiil olan habere takdim edilmiştir ki bu da ihtisas ifade eder, yani ‘sadece onlar cennete girer’ demektir. Zira iki şeyi, yani salih ameli ve imanı hakkıyla yerine getirmişlerdir.
يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ cümlesi de hal cümlesidir. Burada muzari fiil vardır. Muzari fiil, rızkın teceddüdünü ve hudûsunu, yani zaman zaman tekrarlandığını ifade eder. بِغَيْرِ حِسَابٍ kelimesi de Allah Teâlâ hakkında olduğu vakit, atasının sınırsız olduğunu ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 218)
Ceza cümlesinin başında ism-i işaret gelmesi ve isim cümlesi olması, sevabın katlanması rahmetin baskınlığını göstermek içindir. Amelin asıl sayılıp imanın hal olarak verilmesi de imanın amelde şart olduğunu ve imanın sevabının amelin sevabından daha yüksek olduğunu bildirmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden ابِ ve ادٍ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Lüzum ma la yelzem sanatı; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)