Nisâ Sûresi 19. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً  ...

Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 لَا
5 يَحِلُّ helal değildir ح ل ل
6 لَكُمْ size
7 أَنْ
8 تَرِثُوا miras yoluyla almanız و ر ث
9 النِّسَاءَ kadınları ن س و
10 كَرْهًا zorla ك ر ه
11 وَلَا
12 تَعْضُلُوهُنَّ onları sıkıştırmayın ع ض ل
13 لِتَذْهَبُوا alıp götürmek için ذ ه ب
14 بِبَعْضِ bir kısmını ب ع ض
15 مَا şeylerin
16 اتَيْتُمُوهُنَّ onlara verdiğiniz ا ت ي
17 إِلَّا dışında
18 أَنْ
19 يَأْتِينَ yapmaları ا ت ي
20 بِفَاحِشَةٍ edepsizlik ف ح ش
21 مُبَيِّنَةٍ açık bir ب ي ن
22 وَعَاشِرُوهُنَّ ve onlarla geçinin ع ش ر
23 بِالْمَعْرُوفِ iyi ع ر ف
24 فَإِنْ eğer
25 كَرِهْتُمُوهُنَّ onlardan hoşlanmazsanız ك ر ه
26 فَعَسَىٰ bilinki ع س ي
27 أَنْ
28 تَكْرَهُوا sizin hoşlanmadığınız ك ر ه
29 شَيْئًا bir şeye ش ي ا
30 وَيَجْعَلَ koymuş olabilir ج ع ل
31 اللَّهُ Allah
32 فِيهِ ona
33 خَيْرًا hayır خ ي ر
34 كَثِيرًا çok ك ث ر
 

Adale عَضَلَة (Kas) Sinirli, her türlü sert et demektir. Bu kelime mecazi olarak her türlü şiddetli engellemeler için kullanılır. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de sadece 2 kez geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli adaledir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. اَيُّ nida harfidir. اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  لَا يَحِلُّ لَكُمْ ’dır.  

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَحِلُّ  damme ile merfû muzari fiildir. لَكُمْ  car mecruru  يَحِلُّ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve  masdar-ı müevvel fail olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَرِثُوا  fiili,  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَرْهًا  hal olup fetha ile mansubdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْضُلُوهُنَّ  fiili  ن ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

لِ  harfi,  تَذْهَبُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, لِ  harf-i ceriyle  تَعْضُلُوهُنَّ  fiiline mütealliktir.  

تَذْهَبُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِبَعْضِ  car mecruru  تَذْهَبُوا  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl   مَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası   اٰتَيْتُمُوهُنَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰتَيْتُمُوهُنَّ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir   تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اِلَّٓا  istisna edatıdır.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel, takdir edilmiş  في  harfi ceriyle mahzuf müstesna minhin haline mütealliktir. Takdiri, لا يحلّ عضل النساء في كلّ حال إلّا حال إتيان الفاحشة المبيّنة  şeklindedir.

يَأْت۪ينَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur.  بِفَاحِشَةٍ  car mecruru  يَأْت۪ينَ  fiiline mütealliktir.  مُبَيِّنَةٍ  kelimesi  فَاحِشَةٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Mansub muttasıl zamirler cemi müzekker muhatab mazi fiillere doğrudan doğruya gelmez. Bu fiiller ile söz edilen zamirle arasına bir  و  harfi getirilir.  اٰتَيْتُمُوهُنَّ  fiilinde olduğu gibi. Buna işba vavı -  işba edatı denilir. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتَيْتُمُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُبَيِّنَةٍۚ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَاشِرُوهُنَّ  fiili  ن ‘un hazfıyla emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِالْمَعْرُوفِ  car mecruru  عَاشِرُوهُنَّ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. عَاشِرُوهُنَّ  fiiline müteallık olması da caizdir. 

عَاشِرُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi عشر ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْمَعْرُوفِ  kelimesi, sülâsi mücerredi  عرف  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.


فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً

 

فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَرِهْتُمُوهُنَّ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

عَسٰٓى  terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ  gibi ismini ref haberini nasb eder. Burada tam fiil olarak amel etmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  عَسٰٓى ‘nın faili olarak mahallen merfûdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَكْرَهُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  شَیۡـࣰٔا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  vav-ı maiyyedir. يَجْعَلَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir.

يَجْعَلَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. ف۪يهِ  car mecruru  يَجْعَلَ  fiiline mütealliktir. خَيْرًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  كَث۪يرًا  kelimesi  خَيْرًا ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Mansub muttasıl zamirler cemi müzekker muhatab mazi fiillere doğrudan doğruya gelmez. Bu fiiller ile söz edilen zamirle arasına bir  و  harfi getirilir.  كَرِهْتُمُوهُنَّ  fiilinde olduğu gibi. Buna işba vavı -  işba edatı denilir.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

كَث۪يرًا  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. 

Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. 

İman edenlerin ismi mevsûlle ifade edilmesi, sonraki konuya dikkatleri çekmek ve iman edenlere tazim içindir.

Bazı salihler Allah Teâlâ'nın,  ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine amadeyim” der. Böyle söylemek Kur’anî edeptir.

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara, bu iman sahibinin Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)  

یَـٰۤأَیُّهَا ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟  şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Çeşitli tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi  يَٓا  gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’ânî, S. 43)

Nidanın cevabı olan  لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهًا  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهًا  cümlesi, masdar teviliyle  لَا يَحِلُّ  fiilinin faili konumundadır.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَرْهًا ’ deki tenvin nev ifade eder.


وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ 

 

Cümle,  وَ ’la  لَا يَحِلُّ  cümlesine atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  تَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ  cümlesi, mecrur mahalde olup  لَا تَعْضُلُوهُنَّ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بَعْضِ ‘nin muzâfun ileyhi konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  اٰتَيْتُمُوهُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

اِلَّٓا  istisna harfidir. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ  cümlesi, masdar teviliyle müstesna konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstisna munkatıadır. Istisna kadınların genel hallerindendir. Muttasıl olduğu da söylenmiştir.

مُبَيِّنَةٍ  kelimesi  فَاحِشَةٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ  cümlesi tezayüf nedeniyle atıf harfi  وَ ’la …لَا يَحِلُّ لَكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. İki cümle arasında inşaî olmak bakımından da uyum vardır.

İstisna  hususunda şu izahlar yapılmıştır:

1- Bu, ahz-i emval (mal alma)dan yapılmış bir istisnadır. 

2- Bu, Cenab-ı Hak'ın, "kendilerini evlerde alıkoyun" (Nisâ. 15) ayetinde geçen engelleme ve tutmadan istisnadır. 

3- Bu istisnanın, Hak Teâlâ'nın, [onları zoriamayınız] buyruğundan bir istisna olması da mümkündür. Çünkü  عْضُلُ  kelimesi, hapsetmek anlamındadır. Binaenaleyh bu kelimenin manasına, o kadınları evlerde hapsetme hususu da dahildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hiçbir hal ve kârda, hiçbir vakitte, hiçbir sebeple, kadınlara mehir olarak verdiğiniz malların bir kısmını almak için onları nikâhınızda hapsetmeniz, onlara baskı uygulamanız size helal değildir. Meğer ki onlar fahiş bir fiil işlemiş olsunlar. Çünkü o takdirde sebep kendilerinden kaynaklanmış olur ve siz, hul' (mal karşılığı boşama) talep etmekte mazur sayılırsinız. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Maruf kelimesi, şeriatin ve insanlığın reddetmediği davranışlardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بِالْمَعْرُوفِ  ifadesi Kur’an-ı Kerîm’de 19 yerde geçmiştir. Hepsi Allah’ın koyduğu hüküm ile alakalıdır. Bakara/240. ayette (Kocası ölmüş kadının evde bir yıl kalması ile ilgili bir ayet)  من معروف  şeklinde geçmiştir. Bu şekildeki bir kullanım da sadece o ayette vardır.

Surenin siyakındaki kadınlar hakkındaki hükümleri açıklamak için teşrî’ maksadıyla gelmiş bir istînaf cümlesidir. Hükümleri tesis ederek açıklayan bir istitrattır. Yani bu konuya girer, sonra geri döner. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً

فَ  istînâfiyyedir. Şart cümlesi olan  كَرِهْتُمُوهُنَّ , müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu edat şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Rabıta harfi  فَ  ile gelen cümle mahzuf cevabın talili yerindedir.

Takdiri: إن كرهتموهنّ فاصبروا لأنه عسى أن تكرهوا  [Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, sabredin, çünkü olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da …] şeklindedir.

Bu cümlenin şartın cevabı olduğu da söylenmiştir.

عَسٰى  fiili tereccî harfidir. Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

عَسٰى  fiili Allah Teâlâya isnad edildiğinde gereklilik ifade eder, kulların kelamında ise ümit ve arzu ifade eder, Allah’a nispeti kesinlik, kullara nisbeti şek ve zanna dayanan nisbettir. (Celâleddin es-Suyûtî, c. 1, s. 53)

عَسى  fiili burada mecazî olarak yakınlık veya terecci içindir.  أنْ تَكْرَهُوا  ifadesi; iki mef'ûlun yerini almıştır. يَجْعَلُ  fiili  تَكْرَهُوا  fiiline matuftur. Karînenin delaletiyle matuf ve matufun aleyhte yakınlık ve ümit manaları vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

عَسٰٓى  fiili aslında cezanın illetidir, onun yerine geçirilmiştir. Mana da şöyledir: ’’Eğer onlardan hoşlanmazsanız sabredin, olur ki hoşlanmadığınız şey sizin için daha hayırlı olur.’’ (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَكْرَهُوا شَيْـٔاً  cümlesi,  عَسٰٓى  fiilinin faili konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْرًا كَث۪يرًا  cümlesi de masdar teviliyle makabline matuftur. Bu cümle, atfedildiği cümle gibi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

خَيْرًا ’deki tenvin tazim ve kesret ifade eder. كَث۪يرًا  kelimesi  خَيْرًا  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

كَرْهًاۜ  - كَرِهْتُمُوهُنَّ - تَكْرَهُوا  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cahiliye erkekleri kadınlara kötü davranıyorlardı. İşbu ayetle kendilerine  وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ  [Onlarla iyi geçinin] denildi. [İyi]   بِالْمَعْرُوفِۚ  maruf ifadesi; vakit geçirme, harcama ve hoş sözler söylemede adil olmak demektir. “Kendilerinden hoşlanmıyorsanız” yani sırf hoşlanmamaktan dolayı onları boşamayın. Bazen nefis, dinî açıdan daha yararlı, övgüye daha layık, hayra daha yakın olandan bile hoşlanmaz da bunların zıttı olan şeyden hoşlanabilir. Bu bakımdan, kadınları salâh vesilelerini göz önünde bulundurarak [yani her iki tarafın da çıkarına / hayrına olacak şekilde] boşayın. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

"Hayır" manasındaki kelimenin tenvin ile  خيراً  şeklinde zikri de, bu hayrın zat olarak büyüklüğünü belirtir. Bu hayrın ayrıca çoklukla vasıflandırılması, sıfatının da büyüklüğünü bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَإنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ  cümlesi,  وعاشِرُوهُنَّ  cümlesindeki emrin lazımını açıklayan bir tefrî’dir. Bu; kötü geçimin yasaklanmasıdır. Yani ‘kötü geçim için kerih görmek gibi bir sebep varsa’ demektir.  فَعَسى أنْ تَكْرَهُوا  cümlesi şartın cevabından naibdir. Durumun sebebidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


فَ  istînâfiyyedir. Cümle şart üslubunda talebî inşaî isnaddır.  كَرِهْتُمُوهُنَّ  şart cümlesidir.

Rabıta harfi  فَ  ile gelen cümle mahzuf cevabın talili yerindedir.

Takdiri: إن كرهتموهنّ فاصبروا لأنه عسى أن تكرهوا  [Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, sabredin, çünkü olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da …] ‘dir. Bu cümlenin şartın cevabı olduğu da söylenmiştir.

Terecci harfi  عَسٰٓى  tam fiil konumundadır.  عَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا cümlesi gayrı talebî inşâî isnaddır. Masdar-ı müevvel olan  اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا  ref mahallinde  عَسٰٓى  fiilinin failidir.

وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْرًا كَث۪يرًا  cümlesi de masdar teviliyle makabline matuftur. Bu cümle, atfedildiği cümle gibi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve muhabbeti artırmak içindir.

خَيْرًا ’deki tenvin tazim ve kesret ifade eder.  كَث۪يرًا ’le sıfatlanması ıtnâb sanatıdır.

كَرْهًاۜ  - كَرِهْتُمُوهُنَّ - تَكْرَهُوا  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عَسٰٓى  fiili aslında cezanın illetidir, onun yerine geçirilmiştir. Mana da şöyledir: ’’Eğer onlardan hoşlanmazsanız sabredin, olur ki hoşlanmadığınız şey sizin için daha hayırlı olur.’’ (Beyzâvî)

Cahiliye erkekleri kadınlara kötü davranıyorlardı. İşbu ayetle kendilerine  وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ  [Onlarla iyi geçinin] denildi. [İyi]   بِالْمَعْرُوفِۚ  maruf ifadesi; vakit geçirme, harcama ve hoş sözler söylemede adil olmak demektir. “Kendilerinden hoşlanmıyorsanız” yani sırf hoşlanmamaktan dolayı onları boşamayın. Bazen nefis, dinî açıdan daha yararlı, övgüye daha layık, hayra daha yakın olandan bile hoşlanmaz da bunların zıttı olan şeyden hoşlanabilir. Bu bakımdan, kadınları salâh vesilelerini göz önünde bulundurarak [yani her iki tarafın da çıkarına / hayrına olacak şekilde] boşayın. (Keşşâf)

"Hayır" kelimesinin tenvin ile خيراً şeklinde zikri de, bu hayrın zat olarak büyüklüğünü belirtir. Bu hayrın ayrıca çoklukla vasıflandırılması, sıfatının da büyüklüğünü bildirir. (Ebüssuûd)

فَإنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ  cümlesi,  وعاشِرُوهُنَّ  cümlesindeki emrin lazımını açıklayan bir tefrî’dir. Bu; kötü geçimin yasaklanmasıdır. Yani ‘kötü geçim için kerih görmek gibi bir sebep varsa’ demektir.  فَعَسى أنْ تَكْرَهُوا  cümlesi şartın cevabından naibdir. Durumun sebebidir. (Âşur)

عَسى  fiili burada mecazî olarak yakınlık veya terecci içindir.  أنْ تَكْرَهُوا  ifadesi; iki mef'ûlun yerini almıştır.  يَجْعَلُ  fiili  تَكْرَهُوا  fiiline matuftur. Karînenin delaletiyle matuf ve matufun aleyhte yakınlık ve ümit manaları vardır. (Âşur)