وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ ٣٩
Qademe قدم :
قَدَمٌ ayaktır ve çoğulu أقْدامٌ şeklinde gelir.
قِدَمٌ sözcüğü geçmiş olanda mevcut olma; بَقاءٌ ise gelecek olanda mevcut olma anlamına gelir.
قَدِيمٌ kelimesi kullanılırken daha çok zaman anlamı göz önünde bulundurulur.
Tef'il formundaki تَقْدِيمٌ kullanımı bir şeyi yapmaya ihtiyaç duyulmadan ona aniden bir iş ya da insanlar gelip çatmadan önce birine bir şeyi emretmek hakkında kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı türevleriyle 48 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri kadim, kudemâ, kıdem, kademe, takdim, mukaddime, kudüm, mukaddem ve takaddümdür. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْقَمَرَ mahzuf fiilin mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, أنزلنا veya خلقنا (İndirdik veya yarattık) şeklindedir.
قَدَّرْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَنَازِلَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, ذا منازل (Menziller sahibi) şeklindedir.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, cer mahallinde قَدَّرْنَاهُ fiiline mütealliktir.
عَادَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen mansubdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. كَالْعُرْجُونِ car mecruru عَادَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. الْقَد۪يمِ kelimesi الْعُرْجُونِ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدَّرْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قدر ‘dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ
Ayet 37.ayetteki وَاٰيَةٌ لَهُمُ الَّيْلُۚ cümlesine وَ ‘la atfedilmiştir. الْقَمَرَ , takdiri أنزلنا (indirdik) veya خلقنا (yaptık) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdur. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Tefsiriyye olarak gelen قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَدَّرْنَاهُ fiili, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ cümlesi, mecrur mahaldedir. حَتّٰى ile birlikte قَدَّرْنَاهُ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade eden الْقَد۪يمِ kelimesi الْعُرْجُونِ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Teşbih harfinin dahil olduğu كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ car mecruru, عَادَ fiiline mütealliktir.
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh hazf edildiği için mücmeldir.
Zemahşerî şöyle der: "Sözün manasının tam anlaşılabilmesi için, burada bir takdir yapmak gerekir. Çünkü ayın bizzat kendisi, menziller kılınmamıştır. Buna göre mana, "Biz, ayın seyri için menziller takdir ettik" şeklindedir." Bu takdire göre, ayetten şu mananın kastedilmesi muhtemeldir "Ayı da menziller sahibi olarak takdir ettik, yarattık." Çünkü bir şeyin sahibi o şeye çok yakındır. Bundan ötürü, "Hoşnutluk sahibi bir hayat" denilebilmiştir. Çünkü bir şeyin sahibi, bizzat o şeyin kendisiyle kâim olduğu kimse gibidir. Dolayısıyla onun hakkında o sıfat kullanılabilir. (Fahreddin er-Râzî)
Güneş ve güneşin Alîm ve Azîz olanın takdir ettiği yere doğru akıp gittiği zikredildikten sonra ay zikredilmiştir. Ayın eski hurma salkımının eğri çöpü haline dönüşünceye kadar kendisi için tayin edilen menzillerde yürüdüğü zikredilmiştir. Güneşin fiili gibi ayın fiili de azamet zamiri ile Allah Teâlâ'nın kendisine isnad edilmiştir.
قدّرنا (Tayin ettik) sözündeki zamir dolayısıyla Aziz, Alim isimlerinin tekrarına gerek kalmamıştır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s.184)
حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ [Nihayet o eski hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner] ayetinde mürsel-mücmel teşbih vardır. Vech-i şebeh, incelik, eğilme ve sarılık olmak üzere üç şeyden meydana gelmiştir. Vech-i şebeh zikredilmediği için mücmel adını almıştır. (Safvetü’t Tefâsir)
عُرْجُونِ : Eğri salkım çöpü demektir. Özellikle hurma salkımının dip çöpü ki eskisi, yani geçen seneninki, daha ince, daha eğri, daha renkli olur. Bu benzetme, çok şaşırtıcı bir güzelliktedir. Zannedildiği gibi hilâlin ilk ve son şeklini göstermekle kalmıyor, Ay'ın o konaklarda giderken dünya etrafında bir ayda kat ettiği yörüngenin bir hattını da göstermiş oluyor.
Eski denilmekle bu yörünge üzerinde Ay'ın her konaktaki hacmi de hayal ettirilmiş bulunuyor ki, eski astronomiciler bu benzetmenin inceliğini kavrayamazlardı. (Elmalılı, Âşûr, Fahreddin er-Râzî)
الْقَد۪يمِ "Kadîm", eski yaşlı demektir. Nitekim üzerinden bir yıl geçen şeye de "kadîm" (eski) denilir. Doğrusu bunun bizzat kendisi, "kadîm" isminin bir şeye verilmesi için şart olmayıp, bunda örf-adet nazar-ı dikkate alınır. Öyle ki bir iki yıldan beri kurulmuş bir şehir için, "O kadîm bir şehirdir" denilmez. Fakat bazı şeyler için, üzerinden bir yıl geçmese bile "kadîm" (eski) ifadesi kullanılır. İşte bundan dolayı, "kadîm ev, kadîm (eski) bina" denildiği halde, âlem hakkında, "Âlem, kadîmdir" denilemez. Çünkü evdeki ve binadaki kadîmlik, bu şeylerin üzerinden, yılların ve uzun zamanın geçmesi hükmüne göre kullanılır. Halbuki, âlem hakkında "kadim" sözünün kullanılması, ancak, âlemin bir başlangıcının ve kendisinden önce geçen bir şeyin bulunmasına inanmanın ifadesi olur. (Fahreddin er-Râzî)
Bu ayette yıllanmış hurma dalı benzetmesi Kur’an benzetmelerinin gücünü ve çok yönlülüğünü göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Ayetteki benzetme yönlerini üç açıdan değerlendiren Zemahşerî, üzerinden yıl geçtikten sonra hurma dalının dönüştüğü incelik, eğrilik ve sarılık nitelikleri üzerinde durur. Şu halde benzetişin tüm sadeliğiyle birlikte zihinlerde canlandırdığı ay tasviri çok boyutlu bir hal almaktadır. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
Kur’an ayetlerindeki mûsikiye riayet de önemlidir. Çünkü bu da nefislerdeki etkiyi arttıran unsurlardan biridir. 37-39. ayetlerdeki mef'ûller tehir edildiğinde ahengin kaybolduğu görülür. Ama bu ayetlerdeki takdîmler aynı zamanda tekid, ihtimam ve hükmü takviye içindir.
İbn Esîr son ayetteki الْقَمَرَ kelimesinin takdîminin de bu sebeple olduğu görüşündedir. Ona göre bu ayetteki takdim ihtisas ifade etmez. Üç ayetin de nazmının birbirine uyumlu olması için takdim yapılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)