اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْۚ وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٦٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنْ | eğer |
|
| 2 | يَنْصُرْكُمُ | size yardım ederse |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | فَلَا | artık yoktur |
|
| 5 | غَالِبَ | yenecek |
|
| 6 | لَكُمْ | sizi |
|
| 7 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 8 | يَخْذُلْكُمْ | sizi yüz üstü bırakırsa |
|
| 9 | فَمَنْ | kimdir |
|
| 10 | ذَا |
|
|
| 11 | الَّذِي | kimse |
|
| 12 | يَنْصُرُكُمْ | size yardım edebilecek |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | بَعْدِهِ | O’ndan sonra |
|
| 15 | وَعَلَى |
|
|
| 16 | اللَّهِ | ve Allah’a |
|
| 17 | فَلْيَتَوَكَّلِ | dayansınlar |
|
| 18 | الْمُؤْمِنُونَ | Mü’minler |
|
اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْۚ
Fiil cümlesidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَنْصُرْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
غَالِبَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لَكُمْ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَالِبَ ; sülâsi mücerredi غلب olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَخْذُلْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. مَنْ istifhâm ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. İşaret ismi ذَا haber olarak mahallen merfûdur.
الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, ذَا ’dan bedel olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَنْصُرُكُمْ ’dür. Aid zamir هُو ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَنْصُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ بَعْدِ car mecruru يَنْصُرُكُمْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلَى اللّٰهِ car mecruru يَتَوَكَّلِ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Takdiri; إن أراد المؤمنون النصر فليتوكّلوا على الله (Müminler zafer istiyorlarsa sadece Allah’a tevekkül etsinler) şeklindedir.
لْ emir lam’ıdır. يَتَوَكَّلِ sükun ile meczum muzari fiildir. الْمُؤْمِنُونَ fail olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. يَتَوَكَّلِ iki sakinin bileşmesinden dolayı esre ile harekelenmiştir.
يَتَوَكَّلِ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve taleb anlamları katar.
الْمُؤْمِنُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْۚ
Fasılla gelen ayet, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi müminleri uyarmak ve emre itaate teşvik amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
فَ karinesiyle gelen فَلَا غَالِبَ لَكُمْ şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. غَالِبَ kelimesi لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. لَكُمْ ’un müteallakı olan لَا ’nın haberi mahzuftur.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
غَالِبَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Bu istinafi cümlede hitab, teşrif için mü'minlere tevcih edilmiştir. Bundan maksad, Allah Teâlâ'ya tevekkülün lüzumunu belirtmek, Allah'a ilticaya teşvik etmek, ilâhî yardımdan mahrum kalmayı mûcıb hâllerden sakındırmaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Alimlerimiz bu ayetle, imanın, ancak Allah'ın yardımı; küfrün de, ancak Allah'ın bu yardımını kesmesiyle tahakkuk edeceği hususuna istidlal etmişlerdir ki, bunun izahı son derece açıktır. Zira bu, bütün işlerin Allah'a ait olduğuna delâlet etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ۜ
Ayetin bu ikinci şart cümlesi وَ ’la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Şart üslubunda gelen terkipte يَخْذُلْكُمْ şart cümlesidir.. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham ismi مَنْ , mübteda, işaret ismi ذَا , haberdir.
İsim cümlesi formunda gelen cümle gerçek anlamda soru manası taşımamaktadır. Sorunun asıl maksadı teşviktir. Bu nedenle vaz edildiği anlamın dışında mana ifade ettiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Onun soru sorup cevap beklemesi muhal olduğundan soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Müsned olan ism-i işaret ذَا , müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip onun mertebesinin yüksekliğini belirtmiştir.
Has ism-i mevsûl الَّذ۪ي , işaret ismi ذَا için bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sıla cümlesi olan يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ cümlesiyle وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَخْذُلْكُمْ - يَنْصُرُكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
يَنْصُرُكُمْ - اِنْ - اللّٰهُ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
[Size] Bedir Savaşı’nda yardım ettiği gibi yine [Allah yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Ama eğer] Uhud ’da yardımsız bıraktığı gibi, [sizi yardımsız bırakırsa, O’nun dışında size yardım edecek kimdir?] Bu emrin tamamen Allah'a ait olduğuna ve O'na güvenip dayanmak gerektiğine dikkat çekmektedir. Burada, müminler ilâhî yardım ve desteği, sayesinde hak edecekleri şeyleri yapmaya ve taate teşvik edilmekte; kendisi yüzünden cezalandırılıp, yardımdan mahrum kalacakları tutum ve davranışlardan ve isyandan sakındırılmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَمَنْ ذَا الَّذ۪ي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِه۪ۜ [ondan sonra size kim yardım edebilir?] Buradaki soru, olumsuzluk ve mübalâğa ifade eder. Yani, kimse yardım edemez, demektir. Bu durum, bütün işlerin Allah'a ait olduğuna dikkati çekmek içindir. Bu sebeple O'na tevekkül edilmesi emredilir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
خِزلان muhtacı, tam ihtiyacı sırasında bırakıvermektir. Bedir vakası birinci fırkanın, Uhud vakası da ikinci fırkanın misalleridir. Gerçi Uhud'da Cenab-ı Allah müminleri perişan bırakmamıştır. Fakat Bedir gibi tam yardım da bahşetmemiş ve bu şekilde Allah'ın yardımsız bırakmanın dehşetini takdir ettirecek bir imtihan yapmış olduğundan, bu da ikinci fırkayı tecrübeyle takdir etmek için yeterli örnek olmuştur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Şart üslubundaki cümle, atıf harfi فَ ile önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mukadder şartın cevabı olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline müteallik olan عَلَى اللّٰهِ car mecruru ihtimam için amiline takdim edilmiştir.
فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline dahil olan فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi عَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن أراد المؤمنون النصر [müminler eğer yardım istiyorlarsa] olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması ise azamet, heybet ve muhabbeti artırmak içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَلْيَتَوَكَّلِ - الْمُؤْمِنُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetin başındaki muhatap zamirinden bu cümlede gaib zamire dönülerek iltifat sanatı yapılmıştır.
[O halde, müminler] O’ndan başka yardım edecek biri olmadığını bildikleri ve O’na imanları bunu gerektirdiği için [sadece Allah’a güvenip dayansınlar,] işlerini O’na bıraksınlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)