Kasas Sûresi 35. Ayet

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ  ٣٥

Allah, “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de âyetlerimiz sayesinde size (kötü bir amaçla) ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Allah) dedi ki ق و ل
2 سَنَشُدُّ kuvvetlendireceğiz ش د د
3 عَضُدَكَ senin pazunu ع ض د
4 بِأَخِيكَ kardeşinle ا خ و
5 وَنَجْعَلُ ve vereceğiz ج ع ل
6 لَكُمَا size
7 سُلْطَانًا bir yetki س ل ط
8 فَلَا asla
9 يَصِلُونَ onlar erişemeycekler و ص ل
10 إِلَيْكُمَا size
11 بِايَاتِنَا ayetlerimiz sayesinde ا ي ي
12 أَنْتُمَا ikiniz
13 وَمَنِ ve kimseler
14 اتَّبَعَكُمَا size uyan ت ب ع
15 الْغَالِبُونَ üstün geleceksiniz غ ل ب
 
Mûsâ daha önce Kıptîler’den birini öldürdüğü gerekçesiyle Firavun’un eline geçtiği takdirde kendisinin de öldürülebileceğinden, dolayısıyla peygamberlik görevini yerine getiremeyeceğinden endişe ediyordu. Ayrıca kardeşi Hârûn kendisinden daha düzgün konuşuyordu (krş. Tâhâ 20/25-32). Bu sebeple Hârûn’u da kendisiyle birlikte görevlendirmesi için Allah’tan niyazda bulundu, Allah Teâlâ da dileğini kabul etti.
 

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو’dir. Mekulü’l-kavli  سَنَشُدُّ عَضُدَكَ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir.  نَشُدُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَضُدَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  بِاَخ۪يكَ  car mecruru  نَشُدُّ  fiiline müteallik olup harf ile irablanan harf olduğundan cer alameti  ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir.  نَجْعَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.  لَكُمَا  car mecruru amili  نَجْعَلُ ’nün mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir. سُلْطَاناً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

 فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَصِلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  اِلَيْكُمَا  car mecruru  يَصِلُونَ  fiiline mütealliktir.  

بِاٰيَاتِنَا  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri,  اذهب  (git) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

 اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ

 

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَنِ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  اتَّـبَعَكُمَا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. اتَّـبَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

الْغَالِبُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اتَّـبَعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

غَالِبُونَ , sülasi mücerredi  غلب  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz. Musa’dır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Fiile dahil olan istikbal harfi  سَ , ayette Allah Teâlâ’nın, Hz. Musa’ya vaadi söz konusu olduğu için tekid ifade eder.

Veciz anlatım kastıyla gelen,  عَضُدَكَ  ve  اَخ۪يكَ  izafetlerinde Hz. Musa’ya ait zamire muzâf olan  عَضُدَ  ve  اَخ۪  tazim edilmiştir. 

وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur  لَكُمَا  ihtimam için ilk mef’ûl olan  سُلْطَاناًe takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  جْعَلُ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

سُلْطَاناً ‘deki nekrelik tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik nev ifade eder.

سَنَشُدُّ  ve  نَجْعَلُ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَا  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  بِاٰيَاتِنَاۚ  izafetinde, Azamet zamirinin  بِاٰيَاتِ  ile izafeti, ayetlere tazim ve teşrif ifade eder.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ [Pazunu kardeşinle güçlendireceğiz] cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Sebep söylenmiş netice kastedilmiştir. Çünkü pazunun kuv­vetlendirilmesi, elin kuvvetlendirilmesini gerektirir. Elin kuvvetlendirilmesi kuvvetin bulunmasını gerektirir. Şihâb şöyle der: “Bu cümlenin istiare-i temsiliyyeden olması mümkündür. Musa'nın, kardeşiyle desteklenme hali, elin, kuv­vetli bir elle takviye edilmesi haline benzetilmiştir.” (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بِاٰيَاتِنَاۚ  mahzûfa mütealliktir yani ayetlerimizle gidin demektir. Ya da  نَجْعَلُ ’ye mütealliktir. Yani sizi ayetlerimizle üstün kılacağız ya da  لَا يَصِلُونَ 'nin manasına mütealliktir ki size sokulamayacaklardır demektir. Ya da  بِاٰيَاتِنَا  kasemdir, cevabı da  لَا يَصِلُونَ ’dir. Ya da  اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ  cümlesindeki  غَالِبُونَ  lafzını açıklamaktadır. Şu manaya ki onun açıkladığı şeye mütealliktir. Ya da onun sılasıdır ki o zaman  الْغَالِبُونَ ’deki lâm tarif için olur,  ألذي  manasına olmaz. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

والشَّدُّ  bağlamaktır. Kastedilen ise kardeşinin Musa’yı (a.s.) belâgatıyla desteklemesidir. Dolayısıyla bu mananın  الشَّدِّ  ile ifadesi mecaz-ı aklî babına mülhak olduğu içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

“Korkudan açılan kollarını kendine çek. Cenahtan kastedilen iki koldur. Bu emir, iki manaya işaret eder: Birincisi, bu yerde muhabbet ve sevgiden korkup kaçma da kollarını kavuşturup emre hazır ol. İkincisi; herhangi bir korku durumundan da kaçma, etrafını derle topla, cesaret göster demektir. İşte bu ikisi, asa ile beyaz el ki, birisi korkutur, birisi aydınlatır ve teşvik eder. Ve sizin için bir kudret ve saltanat vereceğiz. Yani büyük bir sataşma ve galibiyet kuvveti vereceğiz de ikinize de erişemeyecekler. Ne el uzatabilecekler ne de manen ve maddeten, ilim ve delil yönünden derecenize ulaşabilecekler.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


 اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّـبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ

 

Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Mübteda ve haberden müteşekkil cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mübtedaya matuf olan  مَنِ , müşterek ism-i mevsûlünun sıla cümlesi olan  اتَّـبَعَكُمَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

الْغَالِبُونَ  haberdir. Müsnedin  ال  takısıyla marife gelmesi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder.

اَنْتُمَا ’nın haberi olan  الْغَالِبُونَ , ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

سَنَشُدُّ - سُلْطَاناً - غَالِبُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)