اَلَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يراً ٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِي | O ki |
|
| 2 | خَلَقَ | yarattı |
|
| 3 | السَّمَاوَاتِ | gökleri |
|
| 4 | وَالْأَرْضَ | ve yeri |
|
| 5 | وَمَا | ve bulunanları |
|
| 6 | بَيْنَهُمَا | ikisinin arasında |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | سِتَّةِ | altı |
|
| 9 | أَيَّامٍ | günde |
|
| 10 | ثُمَّ | sonra |
|
| 11 | اسْتَوَىٰ | kuruldu |
|
| 12 | عَلَى | üzerine |
|
| 13 | الْعَرْشِ | Arş |
|
| 14 | الرَّحْمَٰنُ | Rahman’dır |
|
| 15 | فَاسْأَلْ | sor |
|
| 16 | بِهِ | bunu |
|
| 17 | خَبِيرًا | bir bilene |
|
اَلَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يراً
İsim cümlesidir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖي mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. السَّمٰوَاتِ mef’ûlün bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. الْاَرْضَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
مَا müşterek ism-i mevsûl, atıf harfi وَ ‘la السَّمٰوَاتِ ‘ye matuftur. Mekân zarfı بَيْنَهُمَا mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فٖي سِتَّةِ car mecruru خَلَقَ fiiline mütealliktir. اَيَّامٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اسْتَوٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَى الْعَرْشِۚۛ car mecruru اسْتَوٰى fiiline mütealliktir.
اَلرَّحْمٰنُ müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖي ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. Veya اَلرَّحْمٰنُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هُو şeklindedir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن شئت تحقيق، أو تفصيل ما ذكر فاسأل به خبيرا (Bahsedilenleri araştırmak veya detaylandırmak istiyorsanız, bir bilene sorun.) şeklindedir.
فَسْـَٔلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِه۪ car mecruru خَب۪يراً ‘e mütealliktir. خَب۪يراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَوٰى fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi سوى ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَلَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَلَّذ۪ي müsmedün ileyh اَلرَّحْمٰنُ müsneddir.
Mübteda konumunda, müfred müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Cümlenin müsnedün ileyhi konumunda olan الَّـذ۪ٓي , sonraki habere dikkat çekmek üzere ism-i mevsûlle marife olmuştur.
السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ’ye temasül nedeniyle atfedilen müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası mahzuftur. بَيْنَهُمَٓا bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır. Semavat yeryüzünü ve ikisi arasındakileri de kapsadığı halde semavattan sonra الْاَرْضِ ve بَيْنَهُمَٓا ‘nın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır.
خَلَقَ ’dan sonra, yaratılanların yer, gök ve aralarındakiler şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
خَلَقَ fiiline müteallik ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ car-mecrurundaki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla günler, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. اَيَّامٍ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.
ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ ibaresinde istiare vardır. Çünkü gerçek anlamda istiva ile sadece yükselen-alçalan, doğrulan-eğrilen cisimler nitelenir.
Ayetteki اسْتَوٰى kelimesinde tevriye sanatı vardır.
اسْتَوٰى kelimesinin iki manası vardır: Yakın manası “bir yerde karar bulmak” tır. Uzak manası ise saltanat ve istilâdır. Allah Teâlâ cisim olmaktan münezzeh olduğu için yakın mananın murad edilmesi münasip değildir. Dolayısıyla uzak mana kastedilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde haber konumundaki isminin اَلرَّحْمٰنُ zikredilmesi, tecrîd sanatıdır.
İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَلَّذ۪ي خَلَقَ mübteda, اَلرَّحْمٰنُ ise onun haberi veya الْحَيِّ kelimesinin sıfatı ve اَلرَّحْمٰنُ da mahzuf bir mübtedanın haberi ya da اسْتَوٰى ’daki zamirden bedeldir. اَلرَّحْمٰنُ kelimesi الحى kelimesinin sıfatı olarak mecrur da okunmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ [O Rahman arşa istiva etmiştir.] Burada اسْتَوٰى [istiva etti] sözcüğünün akla gelen ilk anlamı oturmaktır. Ancak bu, İslam inancına zıttır. Çünkü oturma, Allah’ın cisim olmasını ve bir mekân edinmesini gerektirir. Bundan dolayı burada sözcüğün uzak anlamı kuşatmak, istila etmek kastedilmiştir. Ayette istiva sözcüğünden önce veya sonra, yakın ya da uzak anlamına delalet eden bir karine (ipucu) zikredilmediği için burada tevriye-i mücerrede vardır. (Dr Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları)
الرَّحْمَنُ kelimesi mahzuf bir mübtedanın haberdir. Yani ifade هو الرَّحْمَنُ (O, Rahmândır.) şeklindedir. Bu şekilde haberin veya sahibinin vasıfları takdim edildiğinde çoğu zaman müsnedün ileyh hazf edilir. Sonra bu müsnedün ileyh açıklanır ki bu, geçmişin kapsamlı bir açıklamasının ifşasıdır veya önceden zikredilenlerin amaçlarından daha önemlidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Buradaki istiva ile bir mahal ve mekânı işgal etmek değil de “kudret ve saltanat bakımından hakim olmak” anlamı kastedilmiştir. Bu ifade, “Falanca kral krallığının tahtına kuruldu; buyruk- yasak kürsüsüne (‘Arş üzerine istiva etti.’ sözü, ‘Tahta oturdu, tahta geçti, tahta kuruldu.’ anlamında temsîli istiaredir. Allah Teâlâ’nın varlıkların bizzat yönetimini ve murakabesini elinde bulundurması hali, kralın tebasını yönetmek üzere tahta geçip oturması durumu ile temsil edilmiştir.) malik oldu” anlamında ”Falanca kral, kraliyet tahtına oturdu/kuruldu” denmesi gibidir. (Allah Teâlâ’nın) -gerçekte üzerine oturacağı tahtı ve el ile işaret edilecek (şekilde maddi yapıda) yüksek bir yeri bulunmasa da -bu şekilde (arşı olmakla) nitelenmesi güzel olmuştur. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يراً
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Takdiri إن شئت تحقيق، أو تفصيل ما ذكر (Bahsedilenleri araştırmak veya detaylandırmak istiyorsan) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يراً , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. بِه۪ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan خَب۪يراً ‘e takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan خَب۪يراً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Kelimedeki nekrelik, tazim ifade eder.
فَسۡـَٔلۡ - خَب۪يراً kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يراً : Zeccâc dedi ki: Ayet, sen O'nun hakkında soru sor, demektir. Bu açıklamayı dil bilginlerinden bir topluluk da nakletmiş bulunmaktadır. Buradaki بِ harf-i ceri "...den, dan" anlamındadır. Buradaki بِ harf-i cerinin عَنْ anlamında kullanıldığını kabul edecek olursak, meal: Soran bir kişi gerçekleşecek bir azap hakkında soru sordu, anlamında olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)