وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِه۪ۜ وَكَفٰى بِه۪ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراًۚۛ ٥٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَتَوَكَّلْ | ve tevekkül et |
|
| 2 | عَلَى |
|
|
| 3 | الْحَيِّ | diri olana |
|
| 4 | الَّذِي | öyle ki o |
|
| 5 | لَا | asla |
|
| 6 | يَمُوتُ | ölmez |
|
| 7 | وَسَبِّحْ | ve tesbih et |
|
| 8 | بِحَمْدِهِ | O’nu överek |
|
| 9 | وَكَفَىٰ | ve kafidir |
|
| 10 | بِهِ | O’nun |
|
| 11 | بِذُنُوبِ | günahlarını |
|
| 12 | عِبَادِهِ | kullarının |
|
| 13 | خَبِيرًا | bilmesi |
|
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَكَّلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَى الْحَيِّ car mecruru تَوَكَّلْ fiiline mütealliktir. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl الْحَيِّ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يَمُوتُ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَمُوتُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. سَبِّـحْ atıf harfi و ‘la تَوَكَّلْ fiiline mütealliktir.
سَبِّـحْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِحَمْدِه۪ car mecruru سَبِّـحْ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متلبّسا بحمده (Ona hamd ile kuşanmış olarak) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
تَوَكَّلْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَكَفٰى بِه۪ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراًۚۛ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَفٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. بِ harf-i ceri zaiddir. Muttasıl zamir ه۪ lafzen mecrur, كَفٰى ‘nın faili olarak mahallen merfûdur.
بِذُنُوبِ car mecruru خَب۪يراً ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. عِبَادِه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَب۪يراً kelimesi كَفٰى ‘daki failin hali olup fetha ile mansubdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِه۪ۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayete atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Lafzın zahirine göre bu hitap her ne kadar Hz. Peygambere (s.a.v) müteveccih ise de mana bakımından umumidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde الْحَيِّ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
الْحَيِّ için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan لَا يَمُوتُ , menfi muzari fiil sıygasıyla, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
الْحَيِّ - يَمُوتُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَسَبِّـحْ بِحَمْدِه۪ cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle …تَوَكَّلْ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
بِحَمْدِه۪ car-mecruru, سَبِّـحْ fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf بِحَمْدِه۪ izafetinde, Allah Teâlâya ait zamire muzâf olması حَمْدِ için tazim ve tekrîm ifade eder.
سَبِّـحْ - بِحَمْدِه۪ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
سَبِّـحْ , tenzih demektir. سَبِّـحْ [Tesbih et] ayetinin O'nun için namaz kıl, anlamında olduğu da söylenmiştir, çünkü namaza da tesbih denmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Cenab-ı Hak, ölmez olan الْحَيِّ ‘a (diriye) demiştir, çünkü ölen canlıya tevekkül eden kimse, tevekkül ettiği kimse ölünce zarar etmiş olur. Hak Teâlâ ise ölmez bir diridir. Binaenaleyh O'na güvenip dayanan kesinlikle kaybetmez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
التَّوَكُّلُ : Kendisine vekil olana yani başkalarının işleriyle yükümlü olan kimseye güvenmek ve işlerin teslimi demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayet kâmil insanın Allah'tan başkasına güvenmeyeceğine işaret eder. Çünkü ölüme maruz olan canlıya güvenmek bazen fayda sağlasa da uzun sürmez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَكَفٰى بِه۪ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراًۚۛ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Tekid ifade eden zaid بِ harfi nedeniyle mecrur olan ه۪ , fiilin faili olarak merfû mahaldedir.
عِبَادِهِ izafetinde عِبَادِ ’nin Allah’a aid zamire muzâf olması, kulları şereflendirmek ve ikaz etmek içindir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِذُنُوبِ , car mecruru ihtimam için amili olan خَب۪يراً 'e takdim edilmiştir.
Fiilin failinden hal olan خَب۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Ayette, Allah Teâlânın, kullarının günahlarından haberdar olduğu beyan edilirken, karşılığını yani cezasını verir manası idmâc edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
كَفَىٰ , mübalağa manası için kullanılan bir lafızdır. Buna göre ayet, "Allah senin yanında olduğu müddetçe başkasına muhtaç olmazsın. Çünkü O, onların bütün hal ve hareketlerini hakkıyla bilendir, haberdardır ve yaptıklarının karşılığını vermeye kādirdir" manasına gelir ve son derece ileri bir tehdit ifade eder. Cenab-ı Hak sanki bununla, "Eğer Allah'ın emrine muhalefete yeltenirseniz, hakettiğiniz cezayı almanız için O'nun ilmi size yeter" demek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Buradaki ب harfi, fiilin faile isnadını tekid eder. الكِفايَةِ fiilinden sonra çoğu zaman bu harf gelerek fiilin failine veya mef’ûlune isnadını tekid etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)