Nûr Sûresi 61. Ayet

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَد۪يقِكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعاً اَوْ اَشْتَاتاًۜ فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟  ٦١

Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَيْسَ yoktur ل ي س
2 عَلَى üzerine
3 الْأَعْمَىٰ kör ع م ي
4 حَرَجٌ bir güçlük ح ر ج
5 وَلَا ve yoktur
6 عَلَى üzerine
7 الْأَعْرَجِ topal ع ر ج
8 حَرَجٌ bir güçlük ح ر ج
9 وَلَا ve yoktur
10 عَلَى üzerine
11 الْمَرِيضِ hasta م ر ض
12 حَرَجٌ güçlük ح ر ج
13 وَلَا ve (bir güçlük) yoktur
14 عَلَىٰ üzerinize
15 أَنْفُسِكُمْ sizin ن ف س
16 أَنْ
17 تَأْكُلُوا yemenizde ا ك ل
18 مِنْ -den
19 بُيُوتِكُمْ kendi evleriniz- ب ي ت
20 أَوْ yahut
21 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
22 ابَائِكُمْ babalarınızın ا ب و
23 أَوْ yahut
24 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
25 أُمَّهَاتِكُمْ annelerinizin ا م م
26 أَوْ yahut
27 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
28 إِخْوَانِكُمْ kardeşlerinizin ا خ و
29 أَوْ yahut
30 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
31 أَخَوَاتِكُمْ kızkardeşlerinizin ا خ و
32 أَوْ yahut
33 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
34 أَعْمَامِكُمْ amcalarınızın ع م م
35 أَوْ yahut
36 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
37 عَمَّاتِكُمْ halalarınızın ع م م
38 أَوْ yahut
39 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
40 أَخْوَالِكُمْ dayılarınızın خ و ل
41 أَوْ yahut
42 بُيُوتِ evlerinden ب ي ت
43 خَالَاتِكُمْ teyzelerinizin خ و ل
44 أَوْ yahut
45 مَا
46 مَلَكْتُمْ sahip olduğunuzun م ل ك
47 مَفَاتِحَهُ anahtarlarına ف ت ح
48 أَوْ yahut
49 صَدِيقِكُمْ arkadaşınızın ص د ق
50 لَيْسَ yoktur ل ي س
51 عَلَيْكُمْ üzerinize
52 جُنَاحٌ bir günah ج ن ح
53 أَنْ
54 تَأْكُلُوا yemenizde ا ك ل
55 جَمِيعًا toplu olarak ج م ع
56 أَوْ yahut
57 أَشْتَاتًا ayrı ayrı ش ت ت
58 فَإِذَا zaman
59 دَخَلْتُمْ girdiğiniz د خ ل
60 بُيُوتًا evlere ب ي ت
61 فَسَلِّمُوا selam verin س ل م
62 عَلَىٰ
63 أَنْفُسِكُمْ kendinize ن ف س
64 تَحِيَّةً (bir yaşam) dileğiyle ح ي ي
65 مِنْ
66 عِنْدِ tarafından ع ن د
67 اللَّهِ Allah
68 مُبَارَكَةً bereketli ب ر ك
69 طَيِّبَةً güzel ط ي ب
70 كَذَٰلِكَ işte böyle
71 يُبَيِّنُ açıklıyor ب ي ن
72 اللَّهُ Allah
73 لَكُمُ size
74 الْايَاتِ ayetleri ا ي ي
75 لَعَلَّكُمْ umulur ki
76 تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız ع ق ل
 

Bu âyette ilk bakışta dört ayrı konu var gibi gözükmektedir: Hasta ve sakatlarla ilgili muafiyet, yakınların evlerinden yiyip içmek, birlikte veya ayrı ayrı yemek, evlere girildiğinde selâm vermek. Bu dört konudan ilk ikisinin tek konu olup olmadığı hususu tartışılmıştır. Meâlde “sizin için de” diye başlayan cümle üst tarafına bağlanırsa konu tektir, bağlanmazsa konular farklıdır. Bir tercih yapabilmek için önce âyetin geliş sebebiyle ilgili rivayetlere bakmak gerekecektir: a) Hasta ve sakatlar diğerleri ile birlikte yedikleri zaman hak geçmesi, onların karınlarını doyuramaması ihtimali vardı, bu yüzden rahatsızlık duyanlar, “Birlikte yemenizde sakınca yoktur” denilerek rahatlatılmıştır. b) Hasta ve sakatların, âyetin devamında sayılan yakınların evlerinden yemelerinde sakınca bulunmadığı açıklanmıştır (bu anlayışa göre ilk iki konu farklı değildir, tek konuda açıklama yapılmış demektir). c) Hastalar ve sakatları, karınlarını doyurmak üzere evlerine götüren kimseler burada yiyecek bulamazlarsa âyette sıralanan yakınlarına götürüyorlardı; bunda sakınca bulunmadığı bildirilmektedir. d) “Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin” (Bakara 2/188) meâlindeki âyet gelince, “bağışlama, alım satım gibi bir durum olmadan akraba ve eş dost evinden yiyip içmenin de câiz olmayan, haksız yoldan yeme ve içme”sayılacağı kanaati bazı kimseleri rahatsız etmişti, bunu gidermek üzere bu âyet nâzil oldu. e) Sağlam müminler savaşa giderken evlerini, sakatlıkları veya başkaca mazeretleri yüzünden savaşa katılamayanlara emanet ediyorlardı, emanetçilerin de bu evlerde bulunan yiyeceklerden yararlanma hususunda gönülleri rahat değildi, onlara ruhsat tanınmıştır. f) Bu âyet nâzil olduğunda genellikle insanların evlerinde kapı yoktu, perde çekilmiş olurdu ve evlere kolaylıkla girilirdi, eve giren kişi bazan orada sahiplerini bulamazdı ve bir şeyler yiyip içmeye de ihtiyacı olurdu. Sonraları evlere kapı yapıldı, sahipleri bir yere gideceklerinde kapılarını kapayıp gittiler, bu uygulama da ortadan kalkmış oldu. g) Hasta ve sakatlarla ilgili kısım, daha sonra gelen ve birbirinin evinden yiyip içmekle ilgili bulunan kısımdan farklı olup onların mazeretleri sebebiyle başta cihad olmak üzere bazı emirlerden ve yasaklardan muaf oldukları hükmünü getirmektedir (Cessâs, III, 334; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1402). Yorumları da yönlendiren bu rivayetler içinde hem tarihî olguya hem de âyetin lafzına en uygun olanı şu iki yorumdur: 1. Topal, kör ve hasta olanların başta cihad olmak üzere –sağlam olma, güç yetme şartı aranan– birçok yükümlülükten muaf oldukları. 2. O günlerde hem ihtiyaç bulunduğu hem de örf ve âdet haline geldiği için akraba ve dostların birbirinin evinden, sahibinin iznini almaksızın –yine örf ve âdet ölçüsünde– yiyip içmelerinin câiz olduğu.

Araplar’ın İslâm’dan sonra sürdürdükleri bir âdetleri de yolculukta azıkları birleştirip gerektikçe ortadan yemekti. Bu durumda bazı kimseler çok veya sık, bazıları az yiyorlardı, bazı kimseler de herkes bir araya toplanmadıkça ortak azıktan yemek istemiyorlardı. Âyetin ilgili bölümü, iyi niyet ve ihtiyaç sınırları içinde kalındığı sürece tek başına da, bütün arkadaşlar bir araya gelerek de yemenin câiz olduğunu göstermektedir.

27-30. âyetlerde başkalarına ait evlere girerken nasıl izin alınacağı ve selâm verileceği öğretilmişti. Bu âyetin sonunda ise bir kimsenin kendi evine, bir rivayete göre de mescide girdiğinde nasıl davranacağı anlatılmaktadır. Buna göre eve veya mescide girildiği zaman orada bulunanlara selâm verilecektir. Lafzen “... kendinize selâm verin” anlamına gelen cümleden kastedilen budur. Bir yoruma göre ise evde kimse yoksa şahıs kendine selâm verecektir.

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 99-101
 
Bîr adam, "Ya Resûlallah! Benim (biraz) malım ve çocuğum vardır. Babam da cidden benim malımı kökünden tüketmek ister." dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurdu:
“Sen babanın (kazancı) sın, malın da babana (helal) dır.” (İbn Mace, Ticaret 64)

Diğer bir rivayette ise: “Sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki evlâtlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyleyse evlâtlarınızın kazançlarından yiyin.” buyurulmuştur.
(Ebû Davud, Büyû, 79)

Riyazus Salihin, 744 Nolu Hadis
Vahşî İbni Harb şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbı:
- Yâ Resûlallah! Yemek yiyoruz, fakat doymuyoruz, dediler.
Resûl-i Ekrem onlara:
- “Herhalde ayrı ayrı yiyorsunuz!” diye sorunca:
- Evet, öyle yapıyoruz, dediler.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de:
- “Yemeği birlikte yiyiniz; besmele çekiniz; yemeğiniz bereketlenir” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Et`ime 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Et`ime 17)
 

  Beyete بيت :  Beyt بَيْتٌ sözcüğü temelde insanın gece sığındığı/ barındığı yerdir.  Çünkü باتَ fiili gecelemek anlamındadır, çoğulu بُيُوتٌ ve أبْياتٌ şekillerinde gelir. Fakat daha özel olarak بُيُوتٌ meskenle ilgili, أبْياتٌ ise şiirle ilgili kullanılır. Ehli beyt tabiri de Allah Resulunun ailesiyle ilgili yaygın bir kullanım kazanmıştır. Kuran-ı Kerim'de de geçen بَياتٌ lafzı ise düşman üzerine gece gitmektir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 73 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ehli beyt, beytu-l mal, beyit, bayat ve beytidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

Aqale عقل :  عَقْلٌ bilgiyi kabul etmeye hazır olan kuvveye denir. Ayrıca insanın bu kuvveyle kazandığı bilgiye de عَقْلٌ denir. Bununla beraber عَقْلٌ kelimesinin temel anlamı yakalamak ve bırakmamak üzere tutmak, alıkoymak ve korumaktır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sadece sülasi fiil formunda 49 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri akıl, mâkul, âkil ve ukeladır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ 

 

İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir.  كَانَ  gibi ismini ref haberini nasb eder. 

عَلَى الْاَعْمٰى  car mecruru  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  حَرَجٌ  kelimesi  لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. 

لَا  zaid harftir.  لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.  عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ  cümlesi, atıf harfi وَ ’la  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberi ve muahhar ismine matuftur. 

لَا  zaid harftir.  لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.  عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ  cümlesine matuftur. 

لَيْسَ  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْاَعْرَجِ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu sureklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder.Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَد۪يقِكُمْۜ 

 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem haber  الْاَعْمٰى ’ya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müvvel, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

Veya  لَا  cinsini nef eden olup öncesinin delaletiyle ismi mahzuftur.  عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ  car mecruru  لَا ‘nın mahzuf haberine mütealliktir.

Fiil cümlesidir. اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَأْكُلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ بُيُوتِ  car mecruru  تَأْكُلُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ  atıf harfi اَوْ  ile makabline matuftur.  بُيُوتِ  muzâf olup kesra ile mecrurdur.  اٰبَٓائِكُمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ ,  بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ , بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ ,بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ ,  بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ , بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ , بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ  izafet terkipleri atıf harfi  اَوْ  ile makablilerine matuftur. 

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  atıf harfi  اَوْ  ile makabline matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  مَلَكْتُمْ ’dür. Îrabdan mahalli yoktur. 

مَلَكْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مَفَاتِحَهُٓ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

صَد۪يقِكُمْ  atıf harfi اَوْ  ile makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

صَد۪يقِ  sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. Benzeyen sıfat demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعاً اَوْ اَشْتَاتاًۜ 

 

İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir.  كَانَ  gibi ismini ref, haberini nasb eder.  

عَلَيْكُمْ  car mecruru  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  جُنَاحٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  في  harf-i ceriyle  جُنَاحٌ ’a mütealliktir. Takdiri,  حرج في أن تأكلوا  şeklindedir.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَأْكُلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

جَم۪يعاً  kelimesi  تَأْكُلُوا ’ deki failin hali olup fetha ile mansubdur.  اَشْتَاتاً  atıf harfi اَوْ  ile  جَم۪يعاً ’a matuftur.

لَيْسَ  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir.Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ 

 

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. دَخَلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

دَخَلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بُيُوتاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

سَلِّمُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰٓى اَنْفُسِ  car mecruru  سَلِّمُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَحِيَّةً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. 

مِنْ عِنْدِ  car mecruru  تَحِيَّةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مُبَارَكَةً  kelimesi  تَحِيَّةً ’nin ikinci sıfatı olup fetha ile mansubdur.  طَيِّبَةًۜ  üçüncü sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki şibh cümle diğer ikisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَلِّمُوا  fiili,sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سلم ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

مُبَارَكَةً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müfâale babının ism-i mef’ûludür. طَيِّبَةًۜ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ 

 

Fiil cümlesidir. كَ  harf-i cerdir. مثل “gibi” demektir. Bu ibare, amili  يُبَيِّنُ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  muhatap zamiridir. 

يُبَيِّنُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. لَكُمْ  car mecruru  يُبَيِّنُ  fiiline mütealliktir. اٰيَاتِ  mef’ûlü bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.

يُبَيِّنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Terecci, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَعْقِلُونَ۟  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَعْقِلُونَ۟  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

 

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 3 cümle birbirine atfedilmiştir.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. عَلَى الْاَعْمٰى  car mecruru  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.   حَرَجٌ  muahhar ismidir. 

حَرَجٌ  ‘daki nekrelik, kıllet ve umum ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.

Olumsuzluğu tekit eden zaid nefiy harfinin dahil olduğu  وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ ve  وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ  car-mecrurları, عَلَى الْاَعْمٰى ‘ya, ve sonraki  حَرَجٌ  kelimeleri leysenin mukaddem ismi  حَرَجٌ ‘a matuftur.

حَرَجٌ ‘un tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْاَعْرَجِ - حَرَجٌ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Zeccâc: “Arapçada  حَرَجٌ , ‘darlık’ demek olup dinî manası günahtır.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ  [Âma’ya sakınca yoktur, topala sakınca yoktur, hastaya sakınca yoktur.] cümlesinde, bu hükmü iyice zihinlere yerleştirmek için  حَرَجٌ (sakınca) lafzı tekrarlanarak ıtnâb yapılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

Atıfla beraber tekrar edilen  لا  harfi nefy manasını tekid etmiştir. Bu kullanım çoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

 

وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَد۪يقِكُمْۜ 

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ  car mecrur mahzuf mukaddem habere mütealliktir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ , masdar teviliyle muahhar mübtedadır.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنْ بُيُوتِكُمْ  car mecruru,  تَأْكُلُوا  fiiline mütealliktir. Akabindeki diğer car mecrurlar  مِنْ بُيُوتِكُمْ ’e  اَوْ  atıf harfiyle atfedilmiştir. Atıf sebepleri temâsüldür.

Mecrur konumdaki müşterek ism-i ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi  مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

اَعْمَامِكُمْ - الْاَعْمٰى  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْاَعْمٰى - الْاَعْرَجِ ve  اٰبَٓائِكُمْ - اُمَّهَاتِكُمْ - اِخْوَانِكُمْ - اَخَوَاتِكُمْ - اَعْمَامِكُمْ - عَمَّاتِكُمْ - اَخْوَالِكُمْ  -  خَالَاتِكُمْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr,  اِخْوَانِكُمْ - اَخَوَاتِكُمْ  ve  اَعْمَامِكُمْ - عَمَّاتِكُمْ  ve  اَخْوَالِكُمْ -  خَالَاتِكُمْ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Anılan kimselerin evinden yemek yemenin caiz olması hükmü ev sahibinin rızası, sarih izin ile veya ona delalet eden bir karine ile bilinmesi haline mahsustur. İşte bundan dolayı özellikle bunlar zikredilmiştir. Zira câri olan adete göre bunlar, birbirlerinin evinden yiyip içerler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yüce Allah, yakın akrabaların evlerini söz konusu etmekle birlikte, oğulların evlerini bu arada söz konusu etmemiştir. Müfessirler derler ki: Oğulların evleri Yüce Allah'ın: “Kendi evlerinizden” ayetinin kapsamına girmesi dolayısıyla ayrıca söz konusu edilmemiştir. Çünkü kişinin oğlunun evi, kendi evidir. Yüce Allah'ın: Veya dostlarınızın ifadesindeki  ألصٌََديق  kelimesi (aslında tekil olmakla birlikte) çoğul anlamındadır. ألعَدُوْ (Düşman) kelimesi de böyledir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

  لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعاً اَوْ اَشْتَاتاًۜ 

 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Öncesini tekit eden cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. جُنَاحٌ  muahhar ismidir. 

حَرَجٌ  ‘daki nekrelik, kıllet ve umum ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَأْكُلُوا جَم۪يعاً اَوْ اَشْتَاتاً  cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen  في  harf-i ceriyle  birlikte  جُنَاحٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

جَم۪يعاً  ve ona muhayyerlik ifade eden  اَوْ  harfiyle atfedilen  اَشْتَاتاً  kelimeleri,  تَأْكُلُوا  fiilinin failinin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

جَم۪يعاً [Toplu olarak] - اَشْتَاتاً [Ayrı ayrı]  kelime­leri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

لَيْسَ - عَلٰٓى - حَرَجٌ - بُيُوتِ - تَأْكُلُوا  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette geçen  اَشْتَاتاً  kelimesi, “ayrı” anlamına gelen  شَت  kelimesinin çoğuludur. 

“Ve sizin topluca veya ayrı ayrı yemenizde de vebal yoktur.” ayetinin Leys b. Bekroğulları hakkında nazil olduğu söylenmiştir. Bunlar Kinâneoğullarına mensup bir koldur. Onlardan herhangi bir kimse tek başına yemek yemez ve kendisiyle beraber yemek yiyecek birisini buluncaya kadar günlerce aç beklermiş.(Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

  فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ 

 

 

فَ  istînâfiyyedir.  Şart üslubundaki terkipte, şart cümlesi olan  دَخَلْتُمْ بُيُوتاً, müstakbel şart manalı zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 88)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَسَلِّمُوا  fiiline müteallik  عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

فَسَلِّمُوا  fiilinin müradifi olan  تَحِيَّةً , mef’ûlü mutlaktan naib masdardır.

مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ  car-mecruru,  تَحِيَّةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

تَحِيَّةً  ve onun ikinci ve üçüncü sıfatları  مُبَارَكَةً - طَيِّبَةًۜ  kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.  

Veciz ifade kastına matuf  عِنْدِ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzaf olan  عِنْدِ  tazim edilmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

عِندَهُ ifadesi (Bu iş onun kudretinde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/57)

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

تَحِيَّةً - مُبَارَكَةً - طَيِّبَةًۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

تَحِيَّةً [Selam olmak üzere] lafzı mastar (mef'ûlu mutlak) dır. Çünkü  فَسَلِّمُوا [selam veriniz] ifadesi de bu anlamı ihtiva etmektedir, Yüce Allah bu selamı bereketli olmakla nitelendirmiştir, çünkü bunda hem dua hem de Müslümanın sevgisini kendisine doğru çekme (sevgisini kazanma) söz konusudur. Aynı şekilde Yüce Allah bu selamı “pek güzel (tayyib)” olmakla da nitelendirmiştir. Çünkü bunu işiten böyle bir selamdan hoşlanır ve güzel bulur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân)

Cenab-ı Hakk'ın “Fakat evlere girdiğiniz zaman, kendinize selam verin.” buyruğuna gelince bu, Allah Teâlâ'nın, bütün Müslümanları, tıpkı kendinizi öldürmeyiniz (Maide Suresi, 29) ayetinde de olduğu, tek bir can gibi kabul etmesi anlamındadır.(Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân) 

Ayetteki  مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ  kelimesinin izahı hakkında Dahhâk: “Buradaki bereketin manası, kat kat bereket vermek demektir.” der. Zeccâc da şöyle demiştir: “Cenab-ı Hakk, kendisinde bulunan ecir ve mükâfattan dolayı selamın mübarek olduğunu; kişi, bu hususta Allah'a itaat ettiğinde hayrını çoğaltacağını ve mükâfatını bol vereceğini bildirmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ 

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. كَذٰلِكَ , amili  يُبَيِّنُ  olan mahzuf bir mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Takdiri,  تبيينًا مثل ذلك يبين الله لكم الآيات (İşte Allah böyle bir açıklama ile ayetleri size açıklar.) şeklindedir.

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir. 

Teşbih harfi  كَ ‘nin dahil olduğu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  önceki hükümlere işaret edilmiştir. Allah'ın emir ve yasakları, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

كَذٰلِكَ , önceki konuyu yerleştirmek amacıyla gelmiştir. Müşebbehin, yani önce bahsedilen şeyin konumu öyle bir yerdedir ki ona benzetecek bir şey yoktur. Sadece kendisine benzetilebilir. Bu mübalağalı bir ifadedir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz, haşyet uyandırma ve hükme uymaya teşvik amacına matuftur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  لَكُمْ , ihtimam için, mef’ûl olan  الْاٰيَاتِ  ‘ye takdim edilmiştir

58 ve 59. ayetlerdeki cümlenin aynısı bu ayette, zihinlere iyice yerleştirmek için tekrarlanması ıtnâb sanatıdır. Bu cümleler arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

كَذٰلِكَ ’deki  كَ  teşbih edatıdır.  ذٰلِكَ  ise sözü geçen bu sünnetlere işarettir. Yani sizlere bu hususlarda dininizin sünnetlerini açıkladığı gibi dininizde sizin için gerekli olan diğer hususları da böylece açıklar. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

كَذَ ٰ⁠لِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذَأَ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm  Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s.101)

Bu kelam, zikredilen hükümleri tekid ve tazim etmektedir. Yani bu ayetlerin içerdiği hükümleri ve dinî kaideleri anlayasınız, gereklerini uygulayasınız ve bu sayede iki cihan saadetine eresiniz diye Allah bu ayetlerini size işte böylece açıklamaktadır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟

 

Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تَعْقِلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin, muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub;  “ لَعَلَّ  kelimesi, ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler.(Abdullah Hacıbekiroğlu,Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

Kur’an’daki fasılalar, kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak, kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan  تَعَقُّل  kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken  لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ  gibi tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ  ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكُّر) geleceğe yol bulmaları (تَدَبُّر) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise  تَفَقُّه  kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)