وَاتَّقُوا يَوْماً لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـٔاً وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ٤٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاتَّقُوا | ve sakının |
|
| 2 | يَوْمًا | günden |
|
| 3 | لَا |
|
|
| 4 | تَجْزِي | cezalandırılmaz |
|
| 5 | نَفْسٌ | hiç kimse |
|
| 6 | عَنْ | -den(günahından) |
|
| 7 | نَفْسٍ | kimse- |
|
| 8 | شَيْئًا | bir şey |
|
| 9 | وَلَا |
|
|
| 10 | يُقْبَلُ | kabul edilmez |
|
| 11 | مِنْهَا | kimseden |
|
| 12 | شَفَاعَةٌ | şefaat da |
|
| 13 | وَلَا |
|
|
| 14 | يُؤْخَذُ | ve alınmaz |
|
| 15 | مِنْهَا | ondan |
|
| 16 | عَدْلٌ | fidye de |
|
| 17 | وَلَا | ve yapılamaz |
|
| 18 | هُمْ | onlara |
|
| 19 | يُنْصَرُونَ | hiçbir yardım |
|
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki nidanın cevabına matuftur.
Fiil cümlesidir. اتَّقُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. يَوْمًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muzaf mahzuftur.Takdiri, هول يوم şeklindedir. لَا تَجْز۪ي cümlesi, يَوْمًا ‘ nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَجْز۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. نَفْسٌ fail olup damme ile merfûdur. عَنْ نَفْسٍ car mecruru تَجْز۪ي fiiline mütealliktir.
شَيْـًٔا masdardan naib, mef’ûlü mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri لا تجزي شيئا من الجزاء (Kişi bir cezayla karşılık vermez) şeklindedir. Bu cümlede mevsufa raci olan ait zamiri hazfedilmiş olup لَا تَجْز۪ي فيه şeklinde takdir edilir.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil, iftiâl babındadır. Sülâsîsi, وقي ’dır. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
Bu bab, fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la لَا تَجْز۪ي cümlesine matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُقْبَلُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. مِنْهَا car mecruru يُقْبَلُ fiiline mütealliktir. شَفَاعَةٌ naib-i fail olup damme ile merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la لَا تَجْز۪ي cümlesine matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْخَذُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. عَدْلٌ naib-i fail olup damme ile merfûdur. مِنْهَا car mecruru يُؤْخَذُ fiiline mütealliktir.
وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la لَا تَجْز۪ي cümlesine matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هم mübteda olarak mahallen merfûdur. يُنْصَرُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يُنْصَرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
وَاتَّقُوا يَوْماً لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـٔاً وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ
Ayet, nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kıyamet gününden kinaye olan يَوْماً ‘in nekreliği tazim ifade eder.
لَا تَجْز۪ي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـٔاً cümlesi, يَوْماً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
شَيْـٔاً , mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibdir.
نَفْس ’ in tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Aynı üslubta gelen وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ cümlesi, sıfat olan … تَجْز۪ي cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur مِنْهَا , ihtimam için, fail olan شَفَاعَةٌ ‘e takdim edilmiştir.
شَيْـًٔا ve شَفَاعَةٌ kelimelerinin nekre olması cümleye “hiçbir kimse hiçbir şeye ve yardıma sahip olamaz” anlamı katmakta; böylece bütün arzu ve beklentiler boşa çıkarılmakta, ümitler tamamen kesilmektedir. Bilindiği gibi olumsuz siyakta nekre umum ifade eder.
وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ
Aynı üslubta gelen وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ cümlesi, sıfat olan … تَجْز۪ي cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur مِنْهَا , ihtimam için, fail olan عَدْلٌ ‘e takdim edilmiştir.
عَدْلٌ fidye anlamında kullanılmıştır. Kevn-i lâhik alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Bir şeyin gelecekte alacağı şeklin adı şimdiki zamanda kullanılmıştır. Mesela, İbrahim (a.s) çocuk ile müjdelenirken bu çocuğa “gulam” denilmiştir. Halbuki gulam, ergen için kullanılan bir kelimedir, yeni doğan için kullanılmamaktadır. Orada ona veled değil, gulam verilecek denmesi, kevn-i lâhik alakası ile mecazi mürseldir.
وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la … تَجْز۪ي cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Takdim edilmiş müsnedün ileyhten önce nefy harfinin gelmesi tahsis ifade etmiştir.
Müsnedün ileyhin nefîden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması durumunda bu takdim kesinlikle tahsis ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin olumsuz siyakda takdimi, kasır ifade eder. “Onlara kesinlikle yardım edilmeyecektir” anlamı vardır. هُمْ , maksurun aleyh, يُنْصَرُونَ maksurdur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır.
Ayrıca müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve zem makamı olması sebebiyle de istimrar ifade eder. Muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde olay muhatabın muhayyilesinde canlanır. Bu da konunun daha iyi kavranmasına yardımcı olur.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki bütün fiiller meçhul gelmiştir. Bunun nedeni failden ziyade mef’ûle dikkat çekmektir.
Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Abdulkâhir bu ibarenin ihtisas ifade ettiğini söylemiştir. Dolayısıyla bu ayet başkalarının hilafına bu kişilerin zafere ulaşmadığını ifade eder, başkaları ise zafere ulaşmış demektir. Bu ise ayete uygun değildir. Zira, mümin olarak Allah'a kavuşanların meleklerden, salihlerden ve peygamberlerden yardımcısı ve şefaatçisi vardır. Yine şefaat hadisinde Resulullah’a (sav) hitaben şöyle denilmiştir: “İste verilecek, şefaat et kabul edilecek.” Bazı alimlerimize göre ise bu terkip her durumda ihtisas ifade etmez, ama tekid ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s.142)
وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ifadesindeki هُمْ zamiri, öncesinde geçen ve nekre olarak ifade edilen نَفْس ’in ifade ettiği “çok sayıda kimse”ye işaret eder; نَفْس müennes olduğu halde, onlara işaret eden ْهُمْ zamirinin müzekker olması ise “kullar” ve “insanlar” anlamının esas alınmasındandır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayetin bu son cümlesi, Kur’an-ı Kerim’in başka surelerinde aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)