Seferberlik Gruplarına katılmak için TIKLAYIN !

Kur'ân'la olan beraberliğimizi, anlayışımızı, sevgimizi arttırmak ve bu konuda birbirimize destek olabilmek için bir yolculuğa çıktık. Bu yolculuğa sizleri de davet ediyoruz. Devamını Oku...


Seferberlikte Bugün     14 Haziran 2024
Nisâ Sûresi 20-23 (80. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Nisâ Sûresi 20. Ayet

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً  ...


Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنْ eğer
2 أَرَدْتُمُ almak isterseniz ر و د
3 اسْتِبْدَالَ başka ب د ل
4 زَوْجٍ bir eş ز و ج
5 مَكَانَ yerine ك و ن
6 زَوْجٍ bir eşin ز و ج
7 وَاتَيْتُمْ vermiş olsanız (dahi) ا ت ي
8 إِحْدَاهُنَّ onlardan birine ا ح د
9 قِنْطَارًا kantarlarca (mal) ق ن ط ر
10 فَلَا
11 تَأْخُذُوا geri almayın ا خ ذ
12 مِنْهُ ondan (verdiğinizden)
13 شَيْئًا hiçbir şeyi ش ي ا
14 أَتَأْخُذُونَهُ verdiğinizi alacak mısınız? ا خ ذ
15 بُهْتَانًا iftira ederek ب ه ت
16 وَإِثْمًا ve günaha girerek ا ث م
17 مُبِينًا açıkça ب ي ن

İslâm’dan önce, kadının kusuru bulunmadığı halde ondan ayrılmak ve bir başka kadınla evlenmek isteyen erkekler bir yolunu bulup ödedikleri mehri de geri almak isterlerdi. Bu durumda kadın hem eşini, yuvasını ve maişetini hem de bir süre geçimine medar olacak mehrini kaybetmiş olurdu. Erkeklerin bu amaçlarına ulaşabilmek için kullandıkları yollardan biri de kadına iftira atmak, onu birtakım kötü huy ve davranışlar içinde göstermekti. Kadınlar bu tehdit karşısında yılar, böyle bir lekeden kurtulabilmek için mehirlerini geri vermeye razı olurlardı. İslâm, bu zalimce davranışları yasaklamış, evlenme akdini “ağır sorumluluklar yükleyen bir ahid, sapasağlam bir sözleşme” olarak nitelemiş, evlilik birliği içinde geçen güzel günlerin hâtırasını kirletmenin çirkinliğine işaret etmiştir.

“Yüklerle mehir vermiş olsanız dahi” ifadesindeki “yüklerle” kelimesi, âyette geçen kıntâr kelimesinin karşılığı olarak seçilmiştir. Arapça’da kıntâr, Türkçemiz’deki “çuvalla altın, bir çuval altın” deyiminde olduğu gibi çokluktan kinayedir. Kelimenin lugat mânaları arasında “bir öküzün derisi dolusunca” mânası da vardır. Tefsirci ve fıkıhçılar, “Kur’ân-ı Kerîm’de, câiz olmayan bir şey örnek olarak da zikredilmez” kaidesinden yola çıkarak ve bu âyete dayanarak kadınlara verilecek mehrin üst sınırının bulunmadığını ileri sürmüştür. Gerçi Hz. Peygamber mehir konusunda aşırı gidilmemesini istemişlerdir, fakat bu bir tavsiyeden ibarettir ve imkânı olanların çok mehir vermelerine engel değildir. İnsanların bu izni kötüye kullanmaları ve mehir ödeme konusunda âdeta yarışa girmeleri yoksulların evlenmelerini güçleştirdiği için Hz. Ömer, mehrin üst sınırını 400 dirhem (1280 gram) gümüş olarak belirlemiş, mescidde minbere çıkarak bu kararını açıklamıştı. Bunu işiten Kureyşli bir kadın mescide gelip halifeye itiraz etmiş, aralarında şu konuşma cereyan etmiştir:

– Ey müminlerin emîri! Allah’ın kitabı mı yoksa senin emrin mi uygulama önceliğine sahiptir?

 – Tabii ki Allah’ın kitabı, niçin bunu soruyorsun?

 – Sen biraz önce insanların fazla mehir ödemelerini yasakladın, halbuki Allah Teâlâ kitabında “... Onlardan birine yüklerle (çuvalla altın) mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın” buyurmaktadır.

Bunun üzerine Hz. Ömer, “Herkes Ömer’den daha bilgili”; bir başka rivayette “Doğru düşünen ve söyleyen bir kadın, hata eden bir başkan, Allah yardımcımız olsun!” demiş; ardından tekrar minbere çıkarak mescid tekilere şunları söylemiştir: “Sizi, kadınlara mehir verme konusunda aşırı gitmekten men etmiştim. Herkes kendi malında dilediğini yapsın, serbestsiniz” (İbn Hacer, el-Metâlibü’l-âliye, II, 4-5; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, VI, 180).

Bu olay, yalnızca kadınlara verilecek mehrin üst sınırının belirlenmesi konusunda değil, İslâm’ın ilk yıllarında cemiyet içinde kadının konumu, rolü ve hakları konusunda da önemli ipuçları vermektedir.Kaynak :  Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 38-39

Malın bir ölçüsü olarak kullanılan kantar lafzı ise köprüye benzetilerek, hayatın geçimini sağlayacak kadar olanına denir. (Müfredat) İbranice ve Aramice'den geçmiştir. (Et-Tahkik)

Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte toplam 4 kez geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli kantardır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ


وَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  iki muzariyi cezm eden şart harfidir.  اَرَدْتُمُ  şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur.

اسْتِبْدَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.  زَوْجٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  مَكَانَ  mekân zarfı, masdar olan  اسْتِبْدَالَ  kelimesine müteallıktır.

زَوْجٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  haliyyedir.  اٰتَيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. 

اِحْدٰيهُنَّ  mef’ûlun bihtir. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قِنْطَارًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَأْخُذُوا  fiili  ن’un hazfiyle meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و’ı fail olup mahallen merfûdur. 

مِنْهُ  car mecruru  تَأْخُذُوا  fiiline müteallıktır.  شَيْـًٔا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.

اِحْدٰيهُنَّ ’deki zamir kadınlara racidir. O, kocasının kendisinden ayrılmak istediği kadındır. (Âşûr) 


 اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً

 

Hemze istifham harfidir.  تَأْخُذُونَهُ  muzari fiildir.  نَ ’un sübutuyla merfûdur. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur.

Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.

بُهْتَانًا  hal olup fetha ile mansubtur.  اِثْمًا  kelimesi atıf harfi  وَ ’la  بُهْتَانًا ’e matuftur.  مُب۪ينًا  ise اِثْمًا’in sıfatıdır.

بُهْتَانًا  kelimesi, الشُّكْرانِ والغُفْرانِ gibi masdardır. (Âşur)

Ayetteki  بُهْتَانًا  kelimesi niçin mansub kılınmıştır? Bu hususta şu ihtimaller vardır:

a) Zeccâc, bu kelimenin “hal” makamında kullanılmış bir mefûl-ü mutlak olduğunu söylemiştir. Buna göre mana, “Siz o malı, bühtan edici ve günaha girici olarak mı alırsınız?” şeklinde olur.

b) Keşşâf sahibi ise şöyle demektedir: “Bu kelimenin her ne kadar hakikatta bir sebep olmasa da mef’ûl-un leh olduğu için mansub olmuş olması da muhtemeldir. Bu, tıpkı senin “Korktuğu için savaştan geri durdu.” sözünde olduğu gibidir.

c) Bu kelime, başındaki harfi cer hazfedilmiş olduğu için mansub kılınmıştır yani "bühtan ile” takdirindedir.

d) Burada bir hazif vardır ve takdiri, “O malı bir bühtan ve bir günah olarak alıyorsunuz.” şeklindedir.  (Fahreddin er-Râzî, Âşûr)


 

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ  


وَ  istînâfiyyedir. Ayet şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesi  اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ  şeklinde mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَارًا  cümlesi, وَ ’la şart cümlesine atfedilmiştir. Vasıl sebebi tezayüftür.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـًٔاۜ, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

شَيْـًٔاۜ ’deki tenvin kıllet ifade eder. “Hiçbir şey” demektir. Bilindiği gibi olumsuz siyakta nekre umum ifade eder.

قِنْطَارًا  kelimesinin nekreliği teksir içindir. 

وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَارًا  [Onlardan birine yığınla mal vermiş olsanız.] ibaresinde mübalağa sanatı vardır. İşin önemini vurgular.

زَوْجٍ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Kur’an’da zevc kelimesinin kullanımı için dört unsur gereklidir: Sadakat, Allah’ın dinine inanmada birlik, üreme imkânı bulunmak ve nikâhlı olmak.

بَعْل: put adıdır, koca için de kullanılıyor. Bir kocanın bu isimle anılabilmesi için cinsel ilişkinin gerçekleşmesi şarttır. 

 

اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً

 


Ayetin ikinci cümlesi istifham üslubunda gelmiş talebî inşâî isnaddır. 

Ayetteki istifham gerçek manada soru değil, inkâr ve tevbih amaçlı haber cümlesi olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Ayrıca ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

بُهْتَانًا  ve  اِثْمًا  kelimeleri arasında mürâât- nazîr  sanatı,  اَتَأْخُذُونَ -  لَا تَأْخُذُوا  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır

اِثْمًا  ,مُب۪ينًا  için sıfattır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Bühtan, şükran ve gufran gibi mastardır ve iftira atmak manasındadır. Bakara Suresi’nde  فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ  (Kâfir şaşırıp kaldı.) şeklinde geçmiştir.

Beyzâvî, erkeklerin, boşadıkları hanımlarına verdikleri mehri geri almamalarının istendiği bu ayetteki istifhamın inkâr ve tevbih anlamında olduğunu, devamındaki ayette de “كَيْفَ” soru edatının “mehrin geri alınmasını inkâr” manasına kullanıldığını ifade eder. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

Hakk Teâlâ’nın, “Nasıl olur da onu alırsınız!” buyruğunun başındaki istifham, “Böyle şey olmaz.” manasında istifham-ı inkârî olup “Şer’an ve aklen kabîh (kötü ve çirkin) olduğu ortada iken siz böyle bir şeyi nasıl olur da yaparsınız!” demektir. (Fahreddin er-Râzî, Âşûr)




Nisâ Sûresi 21. Ayet

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً  ...


Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَيْفَ ve nasıl ك ي ف
2 تَأْخُذُونَهُ onu alırsınız ا خ ذ
3 وَقَدْ andolsun
4 أَفْضَىٰ geçmiş(içli dışlı olmuş)ken ف ض و
5 بَعْضُكُمْ bazınız ب ع ض
6 إِلَىٰ
7 بَعْضٍ bazınıza ب ع ض
8 وَأَخَذْنَ ve onlar almışlardı ا خ ذ
9 مِنْكُمْ sizden
10 مِيثَاقًا te’minat و ث ق
11 غَلِيظًا sağlam غ ل ظ

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “ Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ederim. Çünkü siz onların Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını Allah adına helal kıldınız.”

(Müslim,Hac 147 ;Darimi,Menasik 34;Ahmed b. Hanbel,Müsned,V,72)

(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’ÂN-I KERİM MEALİ

PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR) 

Fedâ; Geniş yer. أفْضَى إلى إمْرَأَتِهِ (Hanımına vardı) sözü kinaye konusunda mübalağalı ve açık söze daha yakın ifadedir. Yüce Allah Nisa 21. ayette bu manaya yakın şekilde kullanmıştır. (Müfredat)

Kur’ân’ı Kerim’de sadece bu ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli fezâdır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً

 

وَ  istînâfiyyedir.  كَيْف  istifham harfi olup hal olarak mahallen mansubtur. 

تَأْخُذُونَهُ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur.

Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.

قَدْ اَفْضٰى  cümlesi  تَأْخُذُونَهُ ’deki zamirin hali olarak mahallen mansubtur.  

وَ  haliyyedir.  قَدْ  tahkik harfidir.  اَفْضٰى  elif üzere mukadder  fetha ile mebni mazi fiildir.

بَعْضُكُمْ  faildir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اِلٰى بَعْضٍ  car mecruru  اَفْضٰى  fiiline müteallıktır. 

وَ  atıf harfidir.  اَخَذْنَ fiili, (نَ) nûnu’n-nisve bitişmiş sükun üzere mebni mazi fiildir.  Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. 

مِنْكُمْ  car mecruru  اَخَذْنَ  fiiline müteallıktır.  م۪يثَاقًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.  غَل۪يظًا  ise  م۪يثَاقًا’ın sıfatıdır.

غَل۪يظًا kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. (Âşûr)

اَفْضٰى  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. 

İf’al babındandır. Sülâsîsi فضو’dir. İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.    

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً

 

وَ ’la önceki ayete atfedilen ayet istifham üslubunda talebî inşâi isnaddır.

Ayetteki istifham gerçek manada soru değil, inkâr ve tevbih amaçlı haber cümlesi olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

…قَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى  cümlesi  قَدْ ’la tekid edilmiş faide-i haber talebî kelam olan müspet mazi fiil cümlesidir. Hal konumundaki cümle hal  وَ’ıyla gelmiştir.

وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ  [Birbirinizle karı-koca hayatı yaşadınız.] sözünde  اَفْضٰى  fiili müminlere yüksek ahlakı göstermek için cimadan kinaye olarak gelmiştir.

وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقًا غَل۪يظًا  [Sizden kuvvetli bir söz aldılar.] cümlesinde istiare vardır. Allah Teâlâ burada  م۪يثَاقًا  lafzını şer’i akid manasında müstear olarak kullanmıştır.

تَأْخُذُونَهُ - اَخَذْنَ  fiilleri arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بَعْضٍ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

م۪يثَاقًا ,غَل۪يظًا  için sıfattır. Dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır.

Hakk Teâlâ’nın, “Onu nasıl alırsınız ki birbirinize karılıp katıldınız.” buyruğu bir taaccüb (hayret) ifadesidir. Yani “Hangi sebep ve şeyden dolayı böyle yapıyorsunuz!” Çünkü o kadın, kendisini sana adamış, kendisini senin için ve istifaden için sunmuş ve aranızda tam bir ülfet (yakınlık) ve sevgi meydana gelmiştir. Aklı olan kimseye, o hanımına gönül hoşluğu ile verdiği mehirden, kendisine bir şeyleri geri vermesini istemesi nasıl uygun düşer? Bu, hiç şüphe yok ki fıtratı bozulmamış ve dürüst kimselere kesinlikle uygun değildir, demektir. (Fahreddin er-Râzî)

Müfessirler, bu ayetteki “اَفْضٰى” lafzının ne manaya geldiği hususunda şu iki görüşü zikrederler:

a) Buradaki “اَفْضٰى”, cima (cinsî münasebet)ten kinayedir. Bu, İbni Abbas, Mücahid ve Süddî'nin görüşü olup Zeccâc ve İbni Kuteybe’nin de tercihidir. Bu, aynı zamanda İmam Şafiî’nin görüşüdür. Çünkü Şafiî’ye göre koca, hanımıyla hiç cinsi münasebette bulunmadan önce onu boşarsa aralarında bir halvet-i sahîha (tam bir baş başa kalma) olsa dahi koca mehrin yarısını alabilir.

b) “اَفْضٰى”, hanımıyla cinsî münasebette bulunmasa bile kocanın onunla halvet-i sahihada kalması manasınadır. Kelbî, “اَفْضٰى, ister cinsi münasebette bulunsun, ister bulunmasın, kocanın hanımıyla birlikte bir örtü (yorgan-yatak) içinde bulunmalarıdır.” der. Bu, Ferrâ'nın tercihi olup Ebu Hanife’nin de görüşüdür. Çünkü halvet-i sahiha, mehrin verilmesini gerektirir. (Fahreddin er-Râzî)

Bundan önceki inkâr ve tenfirden (nefret ettirmekten) sonra bu da anılan kadınların mallarını almamak için inkâr üstüne inkâr ve tenfir üstüne tenfirdir. İlaveten burada inkâr, o malı almanın keyfiyetine tevcih edilmiştir ki bu, onun tahakkukuna asla imkân olmadığını belirtmek içindir. Şu halde eğer gerçekleşmesi hiçbir suretle mümkün değilse var olmaktan nasibi kesinlikle yok demektir. (Ebüssuûd)


Nisâ Sûresi 22. Ayet

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟  ...


Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَنْكِحُوا artık evlenmeyin ن ك ح
3 مَا
4 نَكَحَ evlendiği ن ك ح
5 ابَاؤُكُمْ babalarınızın ا ب و
6 مِنَ
7 النِّسَاءِ kadınlarla ن س و
8 إِلَّا hariç
9 مَا olanlar
10 قَدْ
11 سَلَفَ geçmişte س ل ف
12 إِنَّهُ çünkü bu
13 كَانَ ك و ن
14 فَاحِشَةً edepsizliktir ف ح ش
15 وَمَقْتًا ve (Allah’ın) hışm(ı)dır م ق ت
16 وَسَاءَ ve iğrenç س و ا
17 سَبِيلًا bir yoldur س ب ل

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَنْكِحُوا  fiili  ن’un hazfi ile meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و’ı fail olup mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. İsm-i mevsûlun sılası  نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

نَكَحَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اٰبَٓاؤُ۬كُمْ  faildir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنَ النِّسَٓاءِ  car mecruru mahzuf hale müteallıktır. 

اِلَّا  istisnâ edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl  مَا, munkatı’ istisnâ olarak mahallen mansubtur. İsm-i mevsûlun sılası  قَدْ سَلَفَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  سَلَفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. 


 اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubtur.  اِنَّ ’nin haberi كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesidir.

كَانَ  nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder. كَانَ’nin ismi, müstetir  هو  zamiridir.  فَاحِشَةً  kelimesi  كَانَ ’nin haberidir.  مَقْتًا  kelimesi atıf harfi  وَ ’la  فَاحِشَةً ’e matuftur.

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir.  سَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  سَب۪يلًا۟  temyiz olup fetha ile mansubtur. 

سَٓاءَ  fiilinin zem anlamı taşıyan camid fiil olması da caizdir.  Zem fiilinin mahsusu mahzuftur.

Takdiri;  سبيل ذلك النكاح (Bu nikâhın yolu) şeklindedir.


وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ


وَ  istînâfiyyedir. Ayet nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsm-i mevsûl veya masdariye olan  مَا ’nın sılası müspet mazi fiille gelmiştir. Müstesna olan ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası,  قَدْ  ile tekid edilmiş mazi fiil sıygasındadır.

Babalarınızın nikâhladığı kadınları nikâhlamayın (analarınızı ve üvey analarınızı). Direkt olarak “ana” kelimesi zikredilmemiştir. Çünkü bu o kadar çirkin bir olaydır ki bahsederken bile açık isimle değil kinaye ile bahsedilmiştir.

اٰبَٓاؤُ۬  [Babalar] kelimesi valid kelimesi gibi sadece baba için değil, dedeler için de kullanılır.

Buradaki  مَا, ellezi manasındadır. Cins murad edilmiştir. Hafifliği sebebiyle  من  yerine  مَا  tercih edilmiştir.  مَا’nın  mevsul manasıyla “babalarınızın hanımları ile nikâh yapmayın” manası da kesinleşmiş olur. Babanın bir kadınla nikâh akdi yapmış olması, oğlunun o kadınla hürmeti  (haramlığı) nedeniyle evlenmemesi için kâfi bir sebeptir. (Âşûr)

مِنَ النِّسَٓاءِ  tabirindeki  مِنَ  harfi beyaniyyedir.

لَا تَنْكِحُوا -  مَا نَكَحَ  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı, نَكَحَ - لَا تَنْكِحُوا  fiilleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

Hallül-Akd kitabının müellifi es-Seyyid: “Bu, mana yoluyla yapılmış bir istisnadır. Çünkü [Babalarınızla evlenmiş olan kadınlarla evlenmeyin. Ancak daha önce geçenler müstesna…] ayeti, tahrîm ayetinden (Nisa Suresi, 23) önce nazil olmuştur. Binaenaleyh daha önce olanlar affolunmuştur.” (Fahreddin er-Râzî)

Akıl sahibi olmayanlar için kullanılan  مَا  (o kadınlar ki..) harfinin  مَنْ  yerinde tercih edilmesi kadınların zatı itibarıyla değil vasıfları (nikâhları) itibariyledir. (Ebüssuûd)

Ebu Hanife, “Bir kimsenin, babasının zina ettiği bir kadınla evlenmesi haramdır.” derkenu Şafiî ise “haram değildir” demiştir. Ebu Hanife bu ayetle istidlal ederek şöyle demektedir: “Çünkü Allahu Teala insanı, babasının nikâhladığı bir kadını nikâhlamaktan nehyetmiştir. Nikâh, cinsî münasebetten ibarettir. Binaenaleyh bu ayet, insanı, babasının cinsî münasebette bulunduğu kadını nikâhlamaktan nehyetmiştir. Biz, şu sebeplerden dolayı nikâhın cinsi münasebette bulunmaktan ibaret olduğunu söyledik:

1. Cenab-ı Hakk, [Yine erkek, zevcesini (üçüncü defa olarak) boşarsa ondan sonra kadın, kendinden başka bir kocayı nikâhlamadıkça ona helal olmaz.] (Bakara Suresi, 230) buyurmuş, böylece bu nikâhı karıya nispet etmiştir. Halbuki karıya nispet edilen nikâh akid değil cinsî münasebette bulunmaktır. Çünkü insanın, bizzat kendi zevcesiyle evlenmesi mümkün değildir. Çünkü hasıl-ı tahsil imkânsızdır. Bir de, bu ayette nikâh ile kastedilen nikâh akdi olsaydı, o zaman sırf akid ile (üç talak ile boşanan kadın ilk kocasına) helal olması gerekirdi. Böyle olmadığına göre biz bu ayette nikâhlar kastedilenin, nikâh akdi olmadığını anlamış oluruz. Böylece de bunun, “insî münasebet”te bulunmak olduğu açık bir biçimde ortaya çıkar. Çünkü aralarında bir fark bulunduğunu hiç kimse söylememektedir.

2- Hakk Teâlâ, [Yetimleri nikâha erdikleri zamana kadar deneyin… (Nisa Suresi, 6)] buyurmuştur. Burada “nikâh” sözünden kastedilen, nikâh akdi değil cinsî münasebettir. Zira, “akîd” yapma ehliyeti devamlı olarak mevcuttur.

3- Cenab-ı Hakk, [Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikâhlamaz. (Nur Suresi, 3)] buyurmuştur. Binaenaleyh eğer buradaki “nikâh” sözünden maksad nikâh akdi olsaydı, o zaman yalan söylenmiş olması gerekirdi. (Fahreddin er-Râzî, Âşur)


اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟

 

 

Ta’liliye olarak fasılla gelen son cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkarî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelmiş haberî isnaddır.

فَاحِشَةً - مَقْتًاۜ - سَٓاءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Temyiz konumundaki  سَب۪يلًا۟  dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır.

Son cümle yasağın illetini bildirir. Bu üç şey bir arada olunca artık o çirkinliğin son mertebesidir. (Ebüssuûd)

Bu sıfatların nekreliği, tanınmayacak kadar kötü olduklarını ve teksir ifade eder.


Nisâ Sûresi 23. Ayet

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ  ...


Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حُرِّمَتْ haram kılındı ح ر م
2 عَلَيْكُمْ size
3 أُمَّهَاتُكُمْ analarınız ا م م
4 وَبَنَاتُكُمْ ve kızlarınız ب ن ي
5 وَأَخَوَاتُكُمْ ve kızkardeşleriniz ا خ و
6 وَعَمَّاتُكُمْ ve halalarınız ع م م
7 وَخَالَاتُكُمْ ve teyzeleriniz خ و ل
8 وَبَنَاتُ ve kızları ب ن ي
9 الْأَخِ kardeş ا خ و
10 وَبَنَاتُ e kızları ب ن ي
11 الْأُخْتِ kızkardeş ا خ و
12 وَأُمَّهَاتُكُمُ ve analarınız ا م م
13 اللَّاتِي
14 أَرْضَعْنَكُمْ sizi emziren ر ض ع
15 وَأَخَوَاتُكُمْ ve bacılarınız ا خ و
16 مِنَ
17 الرَّضَاعَةِ süt ر ض ع
18 وَأُمَّهَاتُ ve anaları ا م م
19 نِسَائِكُمْ karılarınızın ن س و
20 وَرَبَائِبُكُمُ üvey kızlarınız ر ب ب
21 اللَّاتِي olan
22 فِي
23 حُجُورِكُمْ birleştiğiniz ح ج ر
24 مِنْ
25 نِسَائِكُمُ karılarınızdan ن س و
26 اللَّاتِي
27 دَخَلْتُمْ evlerinizde bulunan د خ ل
28 بِهِنَّ
29 فَإِنْ eğer
30 لَمْ
31 تَكُونُوا olmamışsa ك و ن
32 دَخَلْتُمْ birleşmeniz د خ ل
33 بِهِنَّ onlarla
34 فَلَا yoktur
35 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
36 عَلَيْكُمْ üzerinize
37 وَحَلَائِلُ ve karıları ح ل ل
38 أَبْنَائِكُمُ oğullarınızın ب ن ي
39 الَّذِينَ
40 مِنْ -den
41 أَصْلَابِكُمْ kendi sulbünüz- ص ل ب
42 وَأَنْ
43 تَجْمَعُوا ve almanız ج م ع
44 بَيْنَ bir arada ب ي ن
45 الْأُخْتَيْنِ iki kızkardeşi ا خ و
46 إِلَّا ancak hariç
47 مَا olanlar
48 قَدْ
49 سَلَفَ geçmişte س ل ف
50 إِنَّ şüphesiz
51 اللَّهَ Allah
52 كَانَ ك و ن
53 غَفُورًا çok bağışlayan غ ف ر
54 رَحِيمًا çok esirgeyendir ر ح م

Sütanne, sütbaba (sütannenin çocuğunu doğurduğu ve bu doğumdan gelen sütü ile süt çocuğunu emzirdiği sırada evli bulunduğu kocası), sütkardeşler ve diğer bazı süthısımlarının –evlenmenin yasak olması bakımından– öz anne ve akraba gibi olmaları ilgili âyet ve hadislerle sabit olmuş, İslâm’a mahsus bir anlayış ve hükümdür. Çocuğun tabii olarak başka bir gıda ile beslenip gelişemediği bir çağında (ilk iki yaş) onu emziren kadın, tıpkı doğuran ana gibi çocuğun hayatının idamesini sağlamakta yani Allah Teâlâ çocuğun hayatının devamına sütanneyi vasıta kılmaktadır. Bu bakımdan emziren kadın anne kabul edilmiş, onunla ve bir kısım yakınlarıyla emen çocuğun evlenmesi haram kılınmıştır. Yine bu sebepledir ki, bazı âlimlere göre ilk iki yaşı içinde bile çocuk sütten kesilir, başka gıdalarla beslenir hale gelirse bundan sonra –henüz iki yaş dolmadığı halde– emzirme haram kılıcı olmaz (İbn Âşûr, IV, 297).

 

Müctehid ve müfessirlerin çoğuna göre haram kılan emzirmenin çağı çocuğun ilk iki yaşı ile sınırlıdır (Bakara 2/233). Buna karşılık, sahâbeden Hz. Âişe, müctehidlerden Leys b. Sa‘d gibi bazı âlimler, Hz. Peygamber’in bazı tasarruflarına bakarak bu konuda yaş sınırı bulunmadığı ve hangi yaşta olursa olsun emzirmenin evlenmeyi haram kılacağı kanaatine ulaşmışlardır. Peygamber’in diğer hanımları (ümmehâtü’l-mü’minîn) ve müctehidlerin çoğunluğu ise haklı olarak, bu konudaki uygulamaların özel ve geçici bir izin olduğu, başkalarına teşmil edilemeyeceği görüşünü benimsemişlerdir.

 

Müctehidlerin çoğuna göre iki yaşını doldurmamış çocuğun midesine inen bir yudum süt dahi “süthısımlığı” ilişkisi için yeterlidir. Bazı rivayetlere dayanarak bunu beş doyumluk emmeye kadar çıkaranlar olmuştur (Müslim, “Radâ‘”, 26-32; Ebû Dâvûd, “Radâ‘”, 9-11; bu konuda geniş bilgi için bk. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslâmiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1985, II, 78-92).

Kaynak :  Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 43

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ

 

Fiil cümlesidir.  حُرِّمَتْ  meçhul mazi fiildir.  تۡ  te’nis alametidir.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  حُرِّمَتْ  fiiline müteallıktır.

اُمَّهَاتُكُمْ  naib-i faildir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  بَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ  kelimeleri  اُمَّهَاتُكُمْ’e matuftur.

اُمَّهَاتُ  kelimesi  أُمَّةٍ veya  أُمَّهَةٍ  kelimesinin çoğuludur. (Âşûr)

الّٰت۪ٓي  müfret müennes has ism-i mevsûlu,  اُمَّهَاتُكُمْ  kelimesinin sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَرْضَعْنَكُمْ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اَرْضَعْنَكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir.  (نَ) nûnu’n-nisve fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.

اَخَوَاتُكُمْ  kelimesi atıf harfi  وَ ’la  اُمَّهَاتُكُمُ ’e matuftur.  مِنَ الرَّضَاعَةِ  car mecruru  اَخَوَاتُكُمْ ’un mahzuf haline müteallıktır.        

اُمَّهَاتُ  atıf harfi  وَ ’la önceki  اُمَّهَاتُكُمْ’e matuftur.  نِسَٓائِكُمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

رَبَٓائِبُكُمُ  kelimesi atıf harfi  وَ ’la  اُمَّهَاتُ ’ye matuftur.  الّٰت۪ٓي  müfret müennes has ism-i mevsûlu,  رَبَٓائِبُكُمُ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur.

رَبَٓائِبُ  kelimesi  رَبِيبَةٍ  kelimesinin çoğuludur. Bu kelime ise bir kimsenin hanımının başkasından olan kızı anlamına gelip, kelime manası “terbiye edilmiş” demektir. Çünkü bu kızı terbiye eden o adamdır. (Fahreddin er-Râzî, Âşûr) 

ف۪ي حُجُورِكُمْ  car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf sılasına müteallıktır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنْ نِسَٓائِكُمُ  car mecruru  الّٰت۪ي ’nin mahzuf haline müteallıktır.

الّٰت۪ٓي  müfret müennes has ism-i mevsûlu,  نِسَٓائِكُمُ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  دَخَلْتُمْ بِهِنَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

دَخَلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بِهِنَّ  car mecruru  دَخَلْتُمْ  fiiline müteallıktır.     


 فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ

 

فَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  şart harfi iki muzari fiili cezm eder.  لَمْ  muzariyi cezm ederek anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.

تَكُونُوا  nakıs meczum muzari fiildir.  تَكُونُوا ’nin ismi, cemi müzekker olan  و  merfû muttasıl zamir olarak mahallen merfûdur.

دَخَلْتُمْ  fiili,  تَكُونُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubtur.  دَخَلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بِهِنَّ  car mecruru  دَخَلْتُمْ  fiiline müteallıktır.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. Haberi mahzuftur.

 عَلَیۡكُمۡ  car mecruru,  لَا ’nın mahzuf haberine müteallıktır.

حَلَٓائِلُ  kelimesi atıf harfi  وَ ’la  اُمَّهَاتُ ’ye matuftur.  اَبْنَٓائِكُمُ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûlu,  اَبْنَٓائِكُمُ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur.

مِنْ اَصْلَابِكُمْ  car mecruru mahzuf sılaya müteallıktır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.       

وَ  atıf harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  اُمَّهَاتُكُمْ ’e matuf olup mahallen merfûdur.

تَجْمَعُوا  fiili,  نَ ’un hazfiyle mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur.  بَيْنَ  mekân zarfı,  تَجْمَعُوا  fiiline müteallıktır. 

الْاُخْتَيْنِ  muzâfun ileyhtir. Müsenna olduğu için  ى  ile mecrurdur.

اِلَّا  istisnâ edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl  مَا, munkatı’ istisnâ olarak mahallen mansubtur. İsm-i mevsûlun sılası  قَدْ سَلَفَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  سَلَفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.    

  

 اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  اللّٰهَ  lafza-i celâli,  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubtur.  اِنَّ ’nin haberi كَانَ’nin dahil olduğu isim cümlesidir.

كَانَ  nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.

كَانَ ’nin ismi, müstetir  هو  zamiridir.  غَفُورًا  kelimesi  كَانَ ’nin haberidir.  رَح۪يمًا  kelimesi ise ikinci haberdir.


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette üç kez geçen has müennes ism-i mevsûlun her biri sıfat konumundadır. Tevcih ihtiva ederler.

رَبَٓائِبُكُمُ’un sıfatı olan ism-i mevsûlün sılasının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.  ف۪ي حُجُورِكُمْ, bu mahzuf sılaya müteallıktır.

Haram olanların sayılması taksim sanatıdır.

Sıfatlar dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ [Analarınız size haram kılındı.] cümlesinde mecaz-ı mürsel vardır. Haram kılınan; annelerle evlenmektir. Burada muzâf hazfedilmiştir.

حُرِّمَتْ  fiilinin meçhul gelişi fiile ve mef’ûle dikkat çekmek içindir.

Ayet-i kerimede sayılan haram kılınan kadınlar arasında mürâât-ı nazîr ve derecelendirme vardır. 

İzafetler kısa yoldan tarif içindir.

اَرْضَعْنَكُمْ - الرَّضَاعَةِ  arasında cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.

الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ  sözü, cinsî münasebetten kinayedir.

Bu ayette kan bağı ve süt bağının değeri çok iyi vurgulanmıştır.

رَبَٓائِبُكُمُ  evlatlık demektir. İsm-i faildir ama mef’ûl manasında kullanılmıştır. İsme nakledildiği için tekil halinin sonuna  ةِ  gelmiştir.  رَبَّ; eğitti demektir. Bir kadınla evlenip onun kızını kendi odasında yetiştirince evlatlık olur. Senin çocuğun gibi olur. Yetişkin bir kız çocuğu olarak geldiyse o bu konu dışında kalır. O kadınla boşanırsa o yetişkin kız çocuğu ile evlenebilir.

Allah Teâlâ çok merhametlidir ki hataya düşmeyelim diye bunları böyle detayları ile anlatmıştır.

Allah Teâlâ on dört sınıf kadının haram olduğunu, bu ayet-i kerime ile beyan etmiştir: Bunlardan yedisi nesep cihetinden haram olup şunlardır: Anneler, kızlar, kız kardeşler, halalar, teyzeler, erkek kardeşin kızları ve kız kardeşin kızları… Diğer yedisi ise nesep cihetinden değildir. Bunlar süt anneler, süt kız kardeşler, karıların anaları, zifafa girmiş oldukları karılarının başka kocadan olan kızları, oğulların ve babaların hanımları -ancak ne var ki oğulların hanımlarının haram oluşu burada, babaların hanımlarının haram oluşu bir önceki ayette zikredilmiştir- ve iki kız kardeşi aynı anda nikâhı altında bulundurmak. (Fahreddin er-Râzî)

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ  [Size anneleriniz… haram kılındı.] ifadesinin anlamı, anneleriniz ile evlenmenin haram kılındığıdır. Tıpkı [Babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınları nikâhlamayın. (Nisa Suresi, 22)] ayeti gibidir. Çünkü onların haram kılınmasından anlaşılan, onlarla evlenmenin haram olduğudur. İçkinin haram kılınmasından, içkinin içilmesinin haram olduğunun anlaşılması gibi. (Keşşâf)

a) Şüphe yok ki  أم  lafzıyla burada aslî anneler kastedilmiştir. Binaenaleyh aslî annelerin nikâhının haram oluşu, işte bu vecihten, bu ayetten anlaşılmış olur. Ama ninelerin nikâhının haram oluşu ise bu ayetten anlaşılmayıp aksine icma’dan elde edilmiştir.

b) Allahu Teâlâ bu ayeti, her seferinde bir başka manayı kastederek iki defa îrad etmiştir. Ama biz  أم  lafzının aslî anneyi ifade etmede hakikat, nineleri ifade etmede ise mecaz olduğunu söylersek bu durumda tek bir lafzın aynı anda hem hakiki hem de mecazi manada kullanılamayacağı sabit olur. O zaman da  أم lafzının, aslî anne ile nineleri ifadede hakikat olması halinde zikretmiş olduğumuz o iki izah şekli tekrar ortaya çıkar. (Fahreddin er-Râzî)

Üslup nehiy uslubundan  حُرِّمَتْ  buyurularak haber üslubuna değiştirilmiştir. İbni Abbas cahiliye döneminde de, babaların eşlerinin haram olması ve iki kardeşle evli olmak dışında haramların var olduğunu bu nedenle iki kardeşle aynı anda evlenmeme hükmünün muzari sıygasıyla geldiğini söyler. (Âşûr)


فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ

 

فَ  istînâfiyyedir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olumsuz  كَانَ’nin dahil olduğu isim cümlesidir.

كَانَ ’nin haberinin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hudûs ifade eder. 

فَ  karinesiyle gelen cevap  فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ  ise cinsini nefyeden  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi formunda gelmiştir.

Cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَا ,عَلَيْكُمْۘ ’nın mahzuf haberine müteallıktır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda gelmiş faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَ  harfiyle gelen  وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ  cümlesi makabline matuftur.

Tevcih ihtiva eden ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılasının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ  bu mahzuf sılaya müteallıktır.

Masdar harfi  اَنْ  dolayısıyla …تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ  cümlesi masdar teviliyle ayetteki ilk اُمَّهَاتُكُمْ ’a atfedilmiştir. 

اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ  Müstesna olan ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası,  قَدْ   ile tekid edilmiş mazi  fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

دَخَلْتُمْ ’un tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.

حُرِّمَتْ - حَلَٓائِلُ  arasında tıbâk-ı îcab vardır.


اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ

 

Ayetin son cümlesi fasılla gelmiş istînâf cümlesidir. Lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi,

كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًاۙ  cümlesi  اِنَّ ’nin haberidir. Cümle faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedün ileyhin bütün esmayı bünyesinde toplayan Allah ismiyle marife oluşu telezzüz ve teberrük içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

اِنّ ’nin haberinin,  كَانَ ’nin dahil olduğu cümle olarak gelmesi sübut ifade eder 

Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir. 

Allah Teâlâ’ya ait iki haber olan  غَفُورًا - رَح۪يمًاۙ  sıfatlarının aralarında  و۬  olmaması bu sıfatların Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetine işaret eder. Bu kelimelerin ayetin konusuyla olan anlam bütünlüğü teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

Mübalağa kalıbındaki  غَفُورًا - رَح۪يمًاۙ  sıfatları arasında mürâât-ı nazîr vardır.

Allah Teâlâ kendi vasıflarını  كَانَ  ile birlikte kullandığında, aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiç bir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden  كَانَ  bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. O’nun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda  söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi sayı 41)
Günün Mesajı
İnsanların hataya düşmesini engellemek ve nesli korumak için detaylar verilerek dinen evlenilemeyecek kadınlar tek tek sıralanmıştır. Allah Teala İslam öncesi yapılan günahları affeder.
Sayfadan Gönüle Düşenler

“Ali Fahri Efendi Hoca’nın akaid dersinde, sırat bahsinde öğrencilerine söyledikleri:

Çocuklar, size tuhaf gelebilir belki, ama bilin ki, sıratın aynı, dünyada da vardır. Hocam, kıldan ince, kılıçtan keskin bu nasıl olur, diye aklınıza gelebilir. O, şeriattir, çocuklar. Dünyada şeriatin ahkâmını hakkıyla yaşamak, kıldan ince, kılıçtan keskin bir iştir. Şeriatte, nefse değil, hakka teslim olmak vardır. Hayatta en zor şey, benliğini, şehvetini, arzu ve isteklerini hakka teslim edebilmek; her işini hakka uygun işlemektir. Peygamberler bunun için gelmiş, kitaplar, şeriatler bunun için inmiştir. Şeriat, hakka teslim olmak demektir. İnsanı, insan eden şeriattir...” Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıraları

Allahım! Affetmeyi sevensin. Merhamet edenlerin en güzelisin. Bizleri merhametinle affet.

Allahım! Bildiğim bilmediğim her türlü kötülükten Sana sığınırım. Nimetlerinin nefsimi şımartmasından, nefsimin istekleriyle gaflete düşmekten ve nankörlükten Sana sığınırım. Senden, yine Sana sığınırım.

Allahım! İki cihanın sırat köprüsünden de imanımız sağlam, ayağımız kaymadan, tebessümle aydınlanmış yüzlerimizle geçmemizi nasip et. Şeriatini hakkıyla yaşayanlardan, Sana hakkıyla ve her şeyiyle teslim olmuş kullarından olmamızı nasip et. Bizi, bir an olsun nefsimize bırakma. Yalan ve yolunu şaşırmış laflara, simalara, hallere kanmamıza izin verme. Kitabı sağ elinden verilmiş, cehennem ateşi nedir bilmeden cennetine giren kullarından olmamızı nasip et.

Verdiğimiz her kararda, başladığımız her işte, attığımız her adımda, aldığımız her nefeste Sana emanetiz ve Senin yolundan ayrılmadan huzuruna gelenlerden olma duacısıyız.

Canımızı müslüman olarak al ve bizi salih kulların arasına kat!

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji